ISSN: 0377-9777 / e-ISSN: 1308-2523
Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi - Turk Hij Den Biyol Derg: 68 (3)
Cilt: 68  Sayı: 3 - 2011
TÜM DERGİ
1. 
2011-3 Tüm Dergi
2011-3 Full Printed Journal

Sayfalar 114 - 164
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
2. 
Riskli hastalarda metisiline dirençli Staphylococcus aureus taşıyıcılığının belirlenmesinde hızlı tanı testlerinin değerlendirilmesi
Evaluation of rapid tests for determination of methicillin resistant Staphylococcus aureus carriage in high risk patients
Suheyla Surucuoglu, Melek Sakarya, Hörü Gazi, Talat Ecemiş, Semra Kurutepe
doi: 10.5505/TurkHijyen.2011.88156  Sayfalar 115 - 121
AMAÇ: Metisilin dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de mortalitesi yüksek hastane kökenli enfeksiyonlara yol açan bir bakteridir. Hastanelerde MRSA kaynağı sıklıkla MRSA ile kolonize veya enfekte hastalar ve MRSA taşıyıcısı sağlık çalışanlarıdır. Günümüzde MRSA taraması amacı ile kullanılan klasik kültür yöntemlerinin geç sonuç vermesi nedeniyle, taşıyıcıların saptanmasında hızlı ve güvenilir tanı yöntemlerine giderek daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bu araştırmada riskli hastalarda MRSA taşıyıcılığının belirlenmesinde CHROMagar’ın ve moleküler yöntemlerden GeneOhm MRSA gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonunun (PZR) kullanılabilirliği değerlendirilmiştir.
YÖNTEMLER: Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Yoğun Bakım Üniteleri’nde tedavi edilmekte olan ve MRSA enfeksiyonu için risk taşıyan 131 hasta ve bu hastalar ile temas eden 46 sağlık personeli olmak üzere toplam 177 kişiden burun sürüntüsü örneği alınmıştır. Kültür yöntemi olarak koyun kanlı agara ve CHROMagar’a doğrudan ekim yöntemi ve triptik soy broth’da zenginleştirme yapıldıktan sonra CHROMagar’a aktarma ekimi kullanılmıştır. PZR yöntemi üretici firmanın önerilerine uygun olarak Smart Cycler II hızlı DNA amplifikasyon sistemi ile çalışılmıştır.
BULGULAR: Geleneksel kültür yöntemi olan koyun kanlı agara ekilen örneklerin %15,3’ünde, kromojenik agara yapılan ekimlerin %18,6’sında, zenginleştirilmiş besiyerinde bekletildikten sonra kromojenik agara ekilen örneklerin %20,3’ünde MRSA ürediği görülmüştür. Araştırmada en duyarlı (%97,3) ve özgül (%100) kültür yöntemi olarak triptik soy broth’un kullanıldığı zenginleştirme yöntemi bulunmuştur. En hızlı kültür yöntemi olan kromojenik agara doğrudan ekim yönteminin duyarlılığı %89,2, özgüllüğü %100 olarak değerlendirilmiştir. GeneOhm MRSA PZR’nin duyarlılığı (%97,3) ve özgüllüğü (%100) ise zenginleştirme yöntemi ile benzer bulunmuştur.
SONUÇ: Testlerin sonuçları ve maliyetleri göz önüne alınarak, riskli hastaların aktif sürveyans taramalarında ön zenginleştirme de triptik soy broth kullanılarak veya doğrudan ekim yapılarak kromojenik agarın kullanılabileceği düşünülmüştür.


3. 
Van ili içme sularının Cryptosporidium spp. ookistleri yönünden incelenmesi
Investigation for Cryptosporidium spp. oocysts of drinking water in Van
Mutalip Çiçek, Hanifi Körkoca, Önder Akkaş
doi: 10.5505/TurkHijyen.2011.26214  Sayfalar 122 - 126
AMAÇ: İçme suyu ile bulaşan ve insanlarda salgın hastalıklara sebep olan birçok mikroorganizma vardır.
Bunlardan biri olan Cryptosporidium spp. kontamine sularla bulaşarak enterite neden olan bir protozoondur. İnsan ve hayvan dışkısıyla atılan bu parazitin ookistleri sanitasyonu kötü çevrelerde içme suyu kaynaklarının kontaminasyonuna yol açmaktadır. Ookistler çevre şartlarına ve bakterileri etkisiz hale getirecek konsantrasyondaki dezenfektanlara dirençlidir. Su ortamında uzun süre canlı kalabilmeleri ve dezenfeksiyona dayanıklı olmaları su arıtma işlemlerinde önemli sorunlar oluşturmaktadır. Bu çalışmada Cryptosporidium’un yöremiz içme sularındaki yaygınlığının belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: İçme suyu olarak kullanılan toplam 440 kaynaktan su örnekleri alınmış ve beşer litrelik temiz plastik bidonlara alınarak laboratuvara getirilmiştir. Su örnekleri 0,45 μm’lik selüloz asetat membran filtresi bulunan vakum pompalı filtrasyon cihazından süzülmüştür. Filtre üzerindeki partikülat aynı su örneğinin 20 ml’si içinde yıkanarak santrifüj edilmiş ve çökelti lam üzerine bırakılmıştır. Hazırlanan preparatlar filtrasyon cihazından süzüldükten sonra modifiye asit-fast yöntemiyle boyanarak incelenmiştir. Her bir örnek için üçer preparat hazırlanmıştır.
BULGULAR: Toplam 440 su örneğinin %1,13’ünde Cryptosporidium spp. ookistleri saptanmıştır. İçme suyu olarak kullanılan 191 yüzeysel kaynak suyunun %1,57’sinde, şehir merkezi ve ilçelerden temin edilen 241 şebeke içme suyunun %0,82’sinde ookistler görülmüştür. Su örneklerinin 193’ü kırsal alanlardan elde edilen içme suları olup bunların %1,55’inde, şehir ve ilçe merkezlerinde içme suyu olarak kullanılan 247 suyun ise %0,80’inde pozitiflik saptanmıştır.
SONUÇ: Cryptosporidium su ile bulaşan patojen protozoonlardan biridir. Bu yüzden su analizlerinin yapıldığı laboratuvarlarda Cyrptosporidium rutin analizler içine alınmalı ve bu laboratuvarlar bu parazitin teşhisine yönelik donanımlı hale getirilmelidir. Suyla bulaşan bu protozoonun bulaşma riskini azaltmak için klasik su arıtma yöntemleri ile birlikte ultraviyole, ozonloma ve monitoring sistem gibi modern su arıtma tekniklerinin kullanılmasının halk sağlığı tehditlerini ortadan kaldırabileceği kanaatindeyiz.

4. 
Akut koroner sendromda troponin T ve troponin I
Troponin T and troponin I at acut coronary sendrom
Mehmet Avcıküçük, Fatih Bakır, Canan Topçuoğlu, Ali Güçtekin
doi: 10.5505/TurkHijyen.2011.85047  Sayfalar 127 - 134
AMAÇ: Troponinler, tropomiyozin ile birlikte iskelet ve kalp kası kasılmasının düzenlenmesinde rol alan yapısal proteinlerdir ve kalp kası hasarının duyarlı ve özgül belirteci oldukları bilinmektedir. Bu çalışmada, akut koroner sendromun erken dönem tanısında serum Troponin T ve Troponin I düzeylerinin duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif tahmini değerler yönünden karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca akut myokart infarktüsünün erken döneminde (ilk altı saat içinde) troponinlerin kullanımı araştırılmıştır.
YÖNTEMLER: Çalışmamıza, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran ve kardiyoloji bölümünce izlemi yapılan 18-90 (ortalama 60,42) yaşları arasında 176 kişi dâhil edilmiştir. Serum troponin I düzeyleri Dade Behring Dimension analizöründe (Siemens Healthcare Diagnostics, Deerfield, IL, USA), troponin T düzeyleri Elecsys 2010 analizöründe (Roche Diagnostics, Basel, Switzerland) ölçülmüştür.
BULGULAR: Troponin I için kesme noktası 1.84 ng/ml olarak belirlenmiş; duyarlılığı %80, özgüllüğü %90,9, pozitif tahmini değeri %80, negatif tahmini değeri %90,9 olarak bulunmuştur. Troponin T için kesme noktası 0,051 ng/ml olarak belirlenmiş; duyarlılığı %92,7, özgüllüğü %70,2, pozitif tahmini değeri %58,6, negatif tahmini değeri %95,5 olarak bulunmuştur. Myokart infarktüsü grubunu kontrol ve myokart infarktüsü dışı grubundan ayırt etmede ROC eğrisinde eğri altında kalan alan, troponin I’da 0,914 (0,871- 0,957) olarak, troponin T’de ise 0,887 (0,835- 0,939) olarak belirlenmiştir.
SONUÇ: Çalışmamıza göre akut myokart infarktüsü tanısı konan hasta serumlarında troponin I’nın özgüllüğü troponin T’den daha yüksek, troponin T’nin duyarlılığının ise troponin I’dan daha yüksek bulunmuştur. Ancak troponin T’nin yalancı pozitifliği de troponin I’dan daha yüksek olarak belirlenmiştir.

OLGU SUNUMU
5. 
Bitki çayı (Teucrium chamaedrys) alımına bağlı gelişen bir akut hepatit olgusu
A case: Acute hepatitis associated with herbal (Teucrium chamaedrys) ingestion
Onur Ural, Özgür Satılmış, Gaye Ural, Nebahat Dikici
doi: 10.5505/TurkHijyen.2011.05900  Sayfalar 135 - 138
Türkiye’de bitkisel tedavilere bağlı toksik bulgulara pek sık rastlanmamaktadır. Olgumuz 33 yaşında bir bayan hastadır. Sarılık şikayeti ile başvuran olgunun yaklaşık iki haftadır, her gün Teucrium chamaedrys bitkisini içeren bir çayı aldığı öğrenilmiştir. Hastada akut ikterik hepatit bulguları saptanmış ve akut hepatit yapabilecek başka bir neden tespit edilememiştir. T. chamaedrys alımı sonlandırılıp takip edilen hastada klinik iyileşme izlenmiş ve yaklaşık dokuz hafta içinde serum bilirubin, aminotransferaz, alkalen fosfataz düzeyleri normal sınırlara düşmüştür. Bu olgu T. chamaedrys alımının akut ikterik hepatite neden olabileceği, klinik olarak akut viral hepatitleri taklit edebileceği ve bitkisel tedavilerin genel olarak kabul edildiği kadar güvenli olmadığını göstermektedir.

DERLEME
6. 
Anadolu ve Balkan Yarımadası’nda Kırım Kongo kanamalı ateşi (KKKA)’nin güncel durumu
Current situation of Crimean Congo hemorrhagic fever (CCHF) in Anatolia and Balkan Peninsula
Yavuz Uyar, Iva Christova, Anna Papa
doi: 10.5505/TurkHijyen.2011.60352  Sayfalar 139 - 151
.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), özellikle Ixodid cinsi kene ısırığı (esas olarak Hyalomma cinsi) tarafından insanlara bulaşan viral bir hastalıktır. CCHFV, Bunyaviridae ailesinden Nairovirus cinsine aittir. KKKA virüsü segmentli, tek iplikli, negatif polariteli bir RNA virüsüdür. Hastalığın başlangıcında ani ateş, titreme, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı ya da bacak ağrıları, kas ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler olabilir. KKKA, ilk olarak eski Sovyetler Birliği ve Kongo’da tespit edilmiş olup, hızlıca Avrupa, Asya ve Afrika’nın büyük bölümüne yayılmıştır ve 30’dan fazla ülkede bildirimi yapılmıştır.
İklim değişiklikleri; kenelerin yaşam döngüsünü ve göçmen kuşların göç yollarını etkileyebilir, KKKA’nden yoksun bölgelere virüs yayılımında ve kene sayısının artmasında rol alabilir. Tarım ve çiftçilik için arazi kullanımının genişletilmesi ve avcılık faaliyetlerindeki değişiklikler de KKKA insidansında rol oynayabilir. Hayvan ticareti ve nakli KKKA virüsü ile enfekte kenelerin endemik olmayan bölgelere transferine neden olarak konak-kene-virüs dinamiklerini etkileyebilir.
Son yıllarda, Balkanlar’da ve Türkiye’de KKKA epidemiyolojisi değişmektedir. Balkanlar endemik KKKA bölgesi olarak bilinir ve heryıl sporadik vakalar, hatta salgınlar bildirilir. Balkanlar ve Türkiye’de yıllık olarak tespit edilen insan KKKA vakalarının sayısı artmaktadır. Hastalık, Balkanlarda; Bulgaristan, Kosova ve Arnavutluk bölgelerinde endemik olarak bilinirken, sadece son zamanlarda Türkiye’de (2002 yılında ve o zamandan beri, her yıl birçok vaka) ve Yunanistan’da (2008, ölümcül bir durumda) ortaya çıkmıştır.
KKKA virüsünün S segment tabanlı sekansında filogenetik ağaçta ayırt edilebilir yedi ana “clade” vardır. Şu ana kadar, Balkanlardaki suşların tamamı “Europe 1 clade” içinde yer almış, ancak Yunanistan ve son yıllarda Türkiye’den AP92 ve AP92-benzeri suşlar da bildirilmiştir. Türk suşlarda yapılan kapsamlı bir çalışma suşların iki ana “cluster” altında toplandığını ve bunlardan birinin iki alt “cluster”a bölündüğünü göstermiştir.
Bu derlemede, KKKA hastalığının Balkanlar ve Anadolu’daki güncel durumunun gözden geçirilmesini amaçlanmıştır.

7. 
Kanser hastalarında farmakogenetik uygulamaları ve farmakoekonomi
Pharmacogenetic applications andpharmacoeconomics in cancer patients
Yasemin Baskın, Gizem Çalıbaşı
doi: 10.5505/TurkHijyen.2011.77598  Sayfalar 152 - 0
İlaçların, kullanan kişiler için yararlı etkileri olduğu düşünülmektedir ancak bazen ilaç kullanımı kullanıcıda yan etkiler gösterebilmektedir. Bazı hastalarda aynı ilaç için beklenen sağaltım etkisi gözlenirken, bazı hastalarda ise yaşamı tehlikeye atacak kadar yan etki tespit edilmiştir. İlaç kullanımına bağlı olarak bireyler arasındaki bu etki değişkenliğinin etiyolojisi çok sebeplidir. Diyet, çevre, fizyolojik etkiler, cinsiyet, yaş ve sağlık durumu olası etkenler arasında yer almaktadır. Fakat bireyler arasında var olan genetik farklılıklar, ilaç alımı sonucunda oluşan etkiler, ilacın aktivitesi üzerine en büyük etkiye sahiptir. Bireylerin kullanımı sonucu ilaç tepkisinin değişkenliği bireydeki hedef genlerin ve metabolizma enzimlerinin genetik olarak belirlenen karakteristik özelliklerinin bir parçasıdır. Farmakogenetik bilim dalının amacı ise kişiye özgü genetik faktörlerin ilaç etkisi ve etkileşimi arasındaki bağlantısını araştırmaktır. Günümüze kadar farmakogenetik alanında elde edilen veriler ışığında “hepsi için uygun” (one size fits all) görüşünün yetersizliği gösterilmiştir. Her bireyin kendine özgü genetik kökeninden dolayı kanser sağaltımına yanıtların yorumlanmasında farmakogenomik kullanılır. Geleneksel yöntemlerle kanser sağaltımı vücuttaki hızla bölünen hücreleri hedef alır ancak vücuttaki tek bölünen hücreler kanser hücreleri değildir. Bu nedenle kişide kanser sağaltımları birçok yan etki göstermeye yatkındır. Özellikle birçok kanser tipinde hastaya çoklu ilaç stratejileri öngörülmektedir. Çoklu ilaç sağaltımlarının kullanımlarında daha fazla ilaç tepkisi, daha fazla maliyet ve daha fazla yan etki gözlemlenmektedir. Hastalar için kullanılacak olan farmakogenetik testler Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (American Society of Clinical Oncology - ASCO), Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı (National
Comprehensive Cancer Network - NCCN) ve Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç İdaresi (United States Food and Drug Administration - US FDA) gibi önemli kuruluşlar tarafından da onaylanarak önerilmektedir.
Sağlık alanında teknolojik gelişmenin sonucu sağlık harcamaları artmış, bunun yanısıra, sağlığa ayrılan bütçenin gittikçe sınırlandığı bir dönem başlamıştır. Sağlık politikalarına yön veren kamu yöneticileri için bu kısıtlı kaynağın kanıta dayalı ve kamu yararına kullanılması zorunluluğu doğmaktadır. Yeni sağaltım seçenekleri için etkinlik değerlendirilmesinde yol gösteren en önemli gelişme farmakogenomik testler olmaktadır. Bu testler ile hastaya uygun olan ilaç ve doz tercihi yapılarak hastaya etkisi olmayan ilaçlara harcanan bütçede ve oluşacak yan etkilerin sağaltımı için harcanan bütçede önemli küçülmeler sağlanmaktadır. Bu gelişmeler farmakoekonomi kapsamında tartışılmaktadır.

LookUs & Online Makale
w