
| TÜM DERGİ | |
| 1. | THDBD 2014-1 Cilt 71 Tüm Dergi TBHEB 2014-1 Vol 71 Full Printed Journal Murat DUMANdoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.60490 Sayfalar 0 - 60 Makale Özeti | |
| ARAŞTIRMA | |
| 2. | Yoğun bakım hastalarının kan kültürlerinden izole edilen Pseudomonas aeruginosa ve Acinetobacter baumannii izolatlarının antibiyotik direnç yüzdelerindeki değişim Changes in resistance percentage to antibiotics in Pseudomonas aeruginosa and Acinetobacter baumannii strains isolated from blood cultures of intensive care unit patients Berrin Uzun, Serdar Güngör, Nurbanu Sezak, İlhan Afşar, Müjde Şerifhan İlgün, Mustafa Demircidoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.68916 Sayfalar 1 - 8 AMAÇ: Pseudomonas aeruginosa ve Acinetobacter baumannii enfeksiyonları özellikle yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) yatan hastalar için en önemli sorunlardan birisidir. Bu çalışmanın amacı, YBÜ hastalarında kan dolaşımı enfeksiyonlarına sebep olan P. aeruginosa ve A. baumanni etkenlerinin antimikrobiyal direnç paternlerini belirlemek ve ampirik tedavi protokollerinin uygunluğunu değerlendirmektir. YÖNTEMLER: Ocak-Aralık 2010 ve Ocak-Aralık 2011 tarihlerinde YBÜ’de yatan hastalara ait hemokültür örneklerinde üreyen suşların direnç oranları ayrı ayrı incelenerek karşılaştırıldı. Bu iki zaman aralığı arasında direnç oranlarındaki farklılıklar karşılaştırılarak istatistiksel olarak analiz edildi. BULGULAR: P. aeruginosa suşlarının piperasilintazobaktam, sefaperazon - sulbaktam, seftazidim, siprofloksasin, gentamisin, amikasin ve netilmisine direnç oranlarında 2011 yılında 2010 yılına oranla azalma olduğu saptandı (p değerleri sırasıyla, 0,0059, 0,0000, 0,0048, 0,0350, 0,0000, 0,0000, 0,0003). Buna karşılık, aztreonam direnç oranında artış saptandı (p değeri, 0,0155). İmipenem direncinin benzer oranlarda olduğu görüldü. A. baumannii suşlarının sefepim ve amikasin direnç oranlarında ikinci periyotta ilkine oranla istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p değerleri, 0,0003 ve 0,0000). Ampisilin-sulbaktam, piperasilintazobaktam ve imipeneme karşı direnç oranlarında artış saptandı (p değerleri sırasıyla, 0,0003, 0,0210, 0,0033). Her iki bakteri türünde de kolistine direnç saptanmadı. A. baumannii izolatlarında tigesiklin direnci saptanmadı. SONUÇ: Her hastanenin özellikle yoğun bakım birimlerinden izole edilen suşların antibiyotik direnç paternlerinin aktif sürveyansla takibi, ampirik tedavi yaklaşımlarını belirlemeye hizmet eder. Bu çalışmada antibiyotik kullanım politikasının hastane enfeksiyonları ile mücadelede önemli bir adım olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak, direnç oranlarını azaltmak için, enfeksiyon kontrol önlemleri alınmalı, ampirik tedavi rejimleri sürekli gözden geçirilmeli ve aktif surveyans verilerine göre belirlenmelidir. |
| 3. | Özel tıbbi amaçlı diyet gıdaların besin öğesi içerikleri yönünden incelenmesi Evaluation of the nutritional values of dietary foods for special medical purposes Pınar Kaynar, Ayşe Kavaklı, Yıldırım Cesaretli, Hasan Irmakdoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.93899 Sayfalar 9 - 18 AMAÇ: Hastaların diyetlerini düzenlemek amacıyla kullanılan özel tıbbi amaçlı diyet gıdaların fiziksel ve organoleptik muayeneleri ile etiketlerinde yer alan bazı besin öğelerinin miktarlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEMLER: Toplam 13 adet özel tıbbi amaçlı diyet gıda numunesi renk, görünüş ve koku yönünden fiziksel ve organoleptik incelenmiştir. İnceleme sonrasında numunelerin bazı besin öğeleri yönünden protein (kjeldahl), invert şeker (titrimetrik), yağ (asidobütirometrik), vitamin (A, E, B2, B6, C – HPLC/yüksek basınçlı sıvı kromatografisi) ve elementlerin (kalsiyum - Ca; krom - Cr; bakır - Cu, demir - Fe, sodyum - Na, potasyum - K, fosfor - P, manganez - Mn, molibden - Mo, magnezyum - Mg, çinko - Zn; ICP - OES/indüktif eşleşmiş plazma-optik emisyon spektrometresi) miktarlarının belirlenmesi için farklı yöntemler kullanılmıştır. BULGULAR: Özel tıbbi amaçlı diyet gıda numunelerinin 100 g veya 100 mL’ sinde protein, 2,31 - 43,7 g; invert şeker, 0,5 - 15,3 g ve yağ 0 - 121,69 g arasında bulunmuştur. Bu numunelerin 100 g veya 100 mL’ sinde vitamin C, 7,54 - 1195,8 mg; vitamin B2, 0,16 - 0,99 mg; vitamin B6, 0,12 - 0,78 mg; vitamin E, 1,22 - 397,37 mg ve vitamin A, 41,56 - 450,69 μg RE (retinol eşdeğeri) arasında belirlenmiştir. Ayrıca numunelerin 100 g veya 100 mL’sinde element değerleri ise sırasıyla Na, 12,2 - 600 mg; K, 18,8 - 926 mg; P, 12,1 - 464 mg; Ca, 4,81 - 455 mg; Mg, 0,15 - 128 mg; Mn, 0,14 - 312 mg; Fe, 0,92 - 7,80 mg; Cu, 0,09 - 0,64 mg; Cr, 0,003 - 0,020 mg; Mo, 0,003 - 0,036 mg ve Zn, 1,03 - 17,20 mg arasında tespit edilmiştir. SONUÇ: Özel tıbbi amaçlı diyet gıda numunelerinde analiz edilen besin öğesi içeriklerinin etiketlerinde beyan edilen değerlere uygun olduğu belirlenmiştir. |
| 4. | Aile hekimleri ve uzmanlar arasında antimikrobiyallerin akılcı reçetelendirilmesi: tutum ve talepler Rational prescription of antibiotics among family physicians and specialists: attitudes and demands Nilay Çöplü, Mustafa Necmi İlhan, Emine Fusun Ciliv, Zeynep Belma Şenlik, Mustafa Ertekdoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.27879 Sayfalar 19 - 26 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, klinisyen reçetelerinde antimikrobiyal ilaçların yazılma durumlarını ve bunu etkileyen faktörleri irdelemektir. Bu yolla antimikrobiyal direnç gelişimi ile savaşta geliştirilecek politikaların bazıları saptanırken, önlemlerin verimliliğiinin de ölçülmesi mümkün olacaktır. YÖNTEMLER: Çalışma kapsamına Türkiye İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması’na göre saptanmış olan 12 bölgeden sekizi il (Edirne, Manisa, Sakarya, Ankara, Mersin, Nevşehir, Trabzon ve Elazığ) dahil edilmiştir. Her ilden 10 aile hekimi, 10 uzman doktor olmak üzere toplam 160 klinisyene, 33 soruluk bir anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmış ve veriler SPSS 15.0 ile analiz edilmiştir. BULGULAR: Hekimlerin %82,9’u kentsel bölgede görev yapan %69,2’si 36-50 yaş grubunda ve %66.3’ü erkek hekimlerdir. Haftada muayene edilen hasta sayısının ortalaması 238,2 ± 123,0’dir. Haftada 69,5 ± 55,7 kişiye, 67,0 ± 56,9 kutu ve 6,5 ± 1,5 gün antimikrobiyal reçete yazıldığı belirtilmiştir. Muayene edilen her hastaya reçete/antibiyotik yazmama sırasıyla %78,0 ve %97,5 şeklindedir. En sık yazılan antimikrobiyaller penisilinler (%67,8), sefalosporinler (%36,3) ve makrolidler (%13,8) dir. Hasta tanı ve tedavisine ilişkin herhangi bir rehber kullanmama oranı %69,2’dir. Antibiyotik yazma kararında, önceki deneyim ve bilgi %61,7 etkili olup, amaç %91,56 sıklıkla tedavi olarak belirtilmiştir. Ankete yanıt veren hekimler antibiyotikleri, hastanın yazılmasını istemesi durumunda hastalığı ile ilgiliyse %86,7, evde bulundurma amaçlı ise %93,1 sıklıkla yazmayacaklarını belirtmişlerdir. Antibiyotik yazmadan önce %84,8 tetkik istendiği, antibiyotiği seçmede %98,11 hastanın kliniğinin, antibiyotiğin dozunu ayarlamada %90,62 hastanın yaşının etkili olduğu söylenmiştir. Antibiyotik yazılan hastaların şikâyetlerinde ilk üç sırayı ateş (%83,64), idrar yolu şikâyetleri (%73,58) ve boğaz ağrısı (%47,79) almaktadır. Klinisyenlerin %52,5’i mezuniyet öncesi ilaç/antimikrobiyal kullanma konusunda eğitim aldıklarını, %67,9’u bu eğitimi mezuniyet sonrasında aldıklarını, %63,1’i bu eğitimi üniversiteden aldığını ve %60’ı da eğitim almak istediğini söylemiştir. Eğitim almak istediğini söyleyen klinisyenlerin %36,4’ü enfeksiyon hastalıkları uzmanından, %30,9’u tıp fakültesinden ve %22,3’ü Sağlık Bakanlığından eğitim almak istediğini belirtmiştir. Hekimlerin hastalarına antibiyotik yazma sıklıkları düşük olarak beyan edilmiştir. Buna karşılık rehber kullanımı oranları da düşük bulunmuş ve arttırmak için önlemler alınması ve eğitim planlanması gerektiği düşünülmüştür. Hekimler hastalarına laboratuvar testi yaptırdıklarını söyleseler de, laboratuvar sonuçlarının antiyotik seçimini etkilemediği belirtilmiştir. SONUÇ: Direnç gelişmesi ile savaşta antimikrobiyal seçimi önemli bir husustur. Ampirik tedavide o bölgedeki direnç oranları da göz önünde tutularak birinci seçenek ilaçlara öncelik verilmeli, hastaya özgü antimikrobiyal duyarlılık testleri (ADT) sonucuna göre de tedavi gözden geçirilmelidir. Bölgeye özgü direnç oranlarının saptanması için ülkemizde kurulan Ulusal Antimikrobiyal Direnç Sürveyans Sistemi (UAMDSS) verilerinden yararlanılabilir ayrıca hazırlanacak ulusal/uluslararası rehberler ve Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü gibi etkinliklerden faydalanılmalıdır. Hekimlerin mezuniyet öncesi ve sonrası akılcı ilaç/antibiyotik kullanımı ile ilgili eğitimi ve kanıta dayalı tıp uygulamaları arttırılmalıdır. |
| 5. | Sağlıklı görünümlü Eskişehir sokak köpeklerinde leishmaniosis ve toksoplasmosis seroprevalansının araştırılması Seroprevalance of leishmaniosis and toxoplasmosis in healthy appearanced street dogs in Eskisehir Nihal Doğan, Ayşegül Taylan Özkan, Cahit Babür, Cem Kösedoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.56833 Sayfalar 27 - 34 AMAÇ: Zoonotik bir etken olan leishmaniosis ve toxoplasmosis, insan ve hayvanlarda çeşitli semptomlara yol açmakta ve halk sağlığı yönünden büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Eskişehir İl Merkezi’nde sağlıklı görünümlü barınak köpeklerinde leishmaniosis (KanL) ve toksoplasmosis seroprevalansının cinsiyet, yaş, ırk gibi değişkenlere göre belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEMLER: Temmuz 2011-Kasım 2012 tarihleri arasında Eskişehir İl Merkezinden toplanan 185 sağlıklı görünümlü sahipsiz köpek, kuduz aşılaması ve kısırlaştırma nedeniyle Tepebaşı Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü Doğal Yaşam Merkezi yetkililerince toplanmıştır. Köpeklerin veteriner hekimler tarafından genel sağlık muayeneleri yapıldıktan sonra, kısırlaştırma operasyonu sırasında uygun koşullarda 5 ml kan örneği alınmış, serumları ayrılarak İndirekt Floresan Antikor Testi (IFAT) ile Leishmania infantum; Sabin Feldman Dye Testi (SFDT) ile de Toxoplasma gondii seropozitifliği araştırılmıştır. Sonuçlar SPSS versiyon 17,0 programı ile değerlendirilmiştir. BULGULAR: SFDT ile 185 köpeğin 107 (%54,1)’sinde 1/16 ve üzeri titrede T. gondii seropozitifliği saptanmış; cinsiyet, yaş grupları ve köpek ırkları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (Herbiri için p>0,05). IFAT ile örneklerin hiç birinde KanL açısından anlamlı olan 1/64 ve üzeri seropozitiflik saptanmamıştır. Ancak 1/16 titrede 34, 1/64 titrede bir olmak üzere toplam 35 köpekte düşük titrede seropozitiflik (%19) belirlenmiştir. Bu olgularda herhangi bir klinik bulguya rastlanmamıştır. SONUÇ: Eskişehir İl Merkezi’nde sağlıklı görünümlü sokak köpeklerinde T. gondii seropozitifliği yanı sıra düşük titrelerde de olsa KanL seropozitifliği belirlenmiştir. Halk sağlığı açısından önemli riskler taşıyabilen sahipli ve sahipsiz köpeklerde düzenli olarak zoonotik enfeksiyon kontrolleri ve korunma önlemleri alınması önerilir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 6. | Antitüberküloz tedaviye bağlı geç oluşan Addison olgusu Addison’s Disease occurring in late stage of antituberculosis treatment Ayşegül Şentürk, Hatice Kılıç, Funda Karaduman Yalçın, Hatice Canan Hasanoğludoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.82787 Sayfalar 35 - 40 Addison hastalığı, sürrenal bezin otoimmün nedenli veya enfeksiyon hastalıklarına bağlı olarak gelişebilen hipofonksiyonudur. Tüberküloz tedavisi sırasında Rifampisinin mikrozomal enzim indüksiyonu aktivitesine bağlı olarak gelişebildiği bildirilmiştir. Tüberküloz tanısı konulan olgularda antitüberküloz tedavi başlandıktan sonra Addison olguları bildirilmiştir. Ancak tedavinin geç döneminde Addison hastalığı gelişen olguya rastlanmamıştır. Dokuz ay önce halsizlik, 20 kg kaybı, yutma güçlüğü yakınmaları ile polikliniğimize başvuran kırksekiz yaşında bayan hastanın; gastroenteroloji polikliniğindeki klinik değerlendrimesi ve endoskopisinde patolojik bulgu saptanmayan hastanın özgeçmişinde tüberküloz temas öyküsü yoktu. Bilinen ek hastalığı yoktu. Sistem sorgulamasında öksürük, balgam, hemoptizi, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ateş ve gece terlemesi tanımlamıyordu. Sistemik değerlendirmesinde göğüs muayenesi doğaldı. Hepatosplenomegali, periferik lenf adenopati yoktu. Laboratuvar değerlerinde hemogram, sedimentasyon ve C-reaktif protein düzeyleri normaldi. PPD: 20 mm, serum anjiokonverting enzim düzeyi: 30 mg/dl (8-52 mg/dl) idi. PA akciğer grafisinde patolojik bulgu saptanmadı. Toraks bilgisayarlı tomografisinde subkarinal lenf nodu dışında patolojik bulgu yoktu. Hastaya yapılan bronkoskopide endobronşial lezyon yoktu. Bronş lavajı asidorezistanbasil (ARB), mikobakteri polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) negatifti. Endobronşial ultrasonografide (EBUS) 35 mm’lik, hipoekojen, içinde kalsifikayon bulunan lenf nodundan 5 kez EBUS-Transbronşial iğne aspirasyonu (TBİA) yapıldı. Transbronşial iğne aspirasyon yapıldı. Sonucunun kazeifikasyon içeren granülom şeklinde gelmesi üzerine, hasta mediastinal tüberküloz lenfadenit tanısı almıştır. Takiplerinde antitüberküloz tedavi alırken, radyolojik düzelme izlendi. Ancak hastanın tedavinin 8. Ayında aynı semptomlarla başvurması üzerine yapılan fizik muayenede hiperpigmentasyon varlığının gözlenmesi üzerine, endokrinolojik olarak değerlendirilmiş ve Addison hastalığı tanısı konmuştur. Hastaya kortikosteroid replasman tedavisi başlanmış ve klinik düzelme izlenmiştir. Olgumuz, mediastinal tüberküloz tanısı ile antitüberküloz tedavisi alırken tedavisinin 8. ayında sürrenal yetmezlik tablosu gelişmesi nedeni ile sunulmuştur. |
| 7. | Nadir bir yara enfeksiyonu etkeni: Achromobacter xylosoxidans (olgu sunumu) A rare wound infection agent: Achromobacter xylosoxidans (a case report) Mürşide Tunçel Başoğlu, Şule Öztan, H. Eray Çöpçüdoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.02360 Sayfalar 41 - 44 Achromobacter xylosoxidans, fırsatçı enfeksiyonlara neden olabilen aerobik, non-fermentatif ve gram negatif bir bakteridir. Bu raporda, ayağına sert cisim çarpması sonucu yara enfeksiyonu gelişen ve travma sonrası kronikleşen olguda nadir tespit edilen A. xylosoxidans tartışılmıştır. 63 yaşında erkek hastada bir yıl önce ayak travması sonrası yara enfeksiyonu gelişmiştir. İki kez debridman ve ampirik antibiyotik tedavisi başlanan hastada enfeksiyon tekrarlanmıştır. Kliniğimize başvuran olgunun kültür antibiyogram sonuçlarına göre başlanan tedavisi sonucu klinik iyileşme sağlanmıştır. |
| DERLEME | |
| 8. | Genom projeleri 5N1H: ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden ve hangi popülasyonda? Genome projects 5W1H: what, where, when, why, how and in which population? Pelin Fidanoğlu, Nevin Belder, Beyza Erdoğan, Farid Rajebli, Özlem İlk, Hilal Özdagdoi: 10.5505/TurkHijyen.2014.14890 Sayfalar 45 - 60 Genom projeleri yaşamın şifresi olarak tanımlanabilecek olan ve bir organizmanın genomunu oluşturan DNA dizisinin deşifre edilmesini hedeflemektedir. İnsan Genom Projesinin (İGP) fikri temelleri 1980’li yılların başlarında atılmıştır. 1990-2003 yılları arasında gerçekleştirilen ve 3,8 milyar dolara mal olan İGP ile sayısı ve kimliği gizli tutulan gönüllülerden alınan örneklerden insan genom dizisi açığa çıkarılmıştır. Genom verisinin anlamlandırılabilmesi için öncelikle “genom topoğrafyasının” ortaya konması, “gen anatomisinin” belirlenmesi gerekmiştir. Bu amaca ulaşabilmek için insan genom projesinin paralelinde birçok model organizmanın genom projesi gerçekleştirilerek bir genomun yapısına ait temel yapısal bileşenleri tanımlanmış ve genomun organizasyonel yapısı ile evrimsel gelişimine dair önemli bilgiler edinilmiştir. 2000’li yılların başlarından itibaren rezolüsyonu artarak gelişen mikrodizin teknolojisi ile genom topoğrafyasının en önemli bileşenleri olan Tekli Nükleotit Polimorfizm (TNP) ve Kopya Sayısı Varyasyonlarının (KSV) geniş ölçekle taranması mümkün hale gelmiştir. Diğer yandan İGP’nin temelinin 13 yılın sonunda tamamlanmasının ardından, 2004 yılında piyasaya çıkan yeni nesil dizileme teknolojisi ile James D. Watson’ın genomu yalnızca iki aylık bir süre içinde 1 milyon dolarlık bir bütçe ile dizilenmiştir. 2004 yılından bugüne yeni nesil dizileme teknolojisindeki gelişmeler ile insan genomunun dizilenme süresi bir güne ve maliyeti ise 6.600 dolara inmiştir. Bu derlemede özellikle tıp alanında büyük beklentiler yaratmış olan İGP’nin başlangıcından günümüze olan seyri anlatıldıktan sonra genom bilgisinin anlamlandırılabilmesi için modellenebilmesi ve hesaplanabilir hale gelmesinin gereğinin altı çizilecek, kişisel genetik tanı ve tedaviye giden yolda yapılan çalışmalar özetlenecektir. |