
| ARAŞTIRMA | |
| 1. | Türkiye’de mikrobiyoloji laboratuvarlarının kültür ve antibiyotik duyarlılık testi performans değerlendirmesi ve Ulusal Antimikrobiyal Direnç Sürveyans Sistemine veri sağlayacak laboratuvarların seçimi: Anket uygulaması Performance evaluation of the microbiology laboratories in Turkey for culture and antibiotic susceptibility tests and the selection of laboratories to provide data for National Antimicrobial Resistance Surveillance System: Questionnary application Ayşegül Gözalan, Nilay Çöplü, Dilber Aktaş, Hüsniye Şimşek, Gül Bahar Erdem, İpek Mumcuoğludoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.30306 Sayfalar 175 - 182 GİRİŞ ve AMAÇ: Antimikrobial direnç sorununun artmakta olması nedeniyle ülkemizde Ulusal Antimikrobiyal Direnç Sürveyans Sistemi (UAMDSS) kurulma çalışmaları başlatılmıştır. UAMDDS’ye dahil olacak laboratuvarların sisteme güvenilir veri sağlayabilmesi önemlidir. Bu amaçla ülkedeki mikrobiyoloji laboratuvarlarının kültür ve antibiyotik duyarlılık testleri (ADT) yapabilme kapasitelerini değerlendiren bir anket uygulaması yapılmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma 2009-2010 yılları arasında yapılmış olup mikrobiyoloji laboratuvarlarının kültür ve ADT yapabilme kapasitelerine odaklanan 90 soru içermektedir. Anket formları T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından mikrobiyoloji uzmanı bulunduğu bilgisine ulaşılan kamuya bağlı 354 hastanenin tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilmiştir. Sonuçlar SPSS 18,0 istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Ankete %70,5’i devlet hastanesi, %16,5’i eğitim ve araştırma hastanesi ve %13’ü üniversite hastanesi olmak üzere 322 laboratuvar cevap vermiştir. Birinci basamak sisteme dahil olma kriterleri olan; mikrobiyoloji uzmanı bulunması (%99,1), bakteriyoloji bölümü olması (%97,5) ve kan kültürü çalışılması (%83,6) sorularının her üçüne de evet cevabı veren 259 (%80,4) laboratuvar ileri değerlendirmeye alınmıştır. İkinci aşama olan skor çalışmasında kullanılan sorular ve bu sorulara verilen cevap yüzdeleri şöyledir: i) Escherichia coli (ortalama: 74,7), Klebsiella spp. (ortalama: 22,9), Staphylococcus aureus (ortalama: 19,6), Pseudomonas aeruginosa (ortalama: 19,5), Enterococcus spp. (ortalama: 16,1) ve Streptococcus pneumoniae (ortalama: 3,7), için uygulanan aylık ADT sayısının ortalama değerlerinin üzerinde olması, ii) klinik olarak anlamlı kabul edilen mikroorganizmalara veya izole edilen hastada klinik olarak önemli kabul edilen mikroorganizmalara kan izolatları için sırasıyla %49,2 ve %30,2; BOS izolatları için sırasıyla %88,7 ve %75,5 ADT uygulaması, iii) ADT için standart uygulama prosedürünün olması (%81,6), iv) iç kalite kontrol sonuçlarının gözden geçiriliyor olması (%82,2), v) ADT için standart yöntemlerden herhangi birinin kullanılıyor olması (%95,8), vi) ADT sonuçlarının yorumu için standart rehber kullanılması (%94,2) vii) sonuçların tutarlılığının değerlendirilmesi (%96,9) şeklindedir. 259 laboratuvardan 173’ü skor belirleme sorularının tümüne cevap vermiş olup, bu laboratuvarların skor değerleri 4-7; 8-11 ve 12-15 olacak şekilde gruplandırılmıştır. Laboratuvarlardan 43/173 (%24,8)’ünün 12-15 skor grubuna dahil olduğu görülmüştür. Üniversite hastaneleri ve eğitim ve araştırma hastanelerinin büyük bir kısmı 12-15 arası skor puanı alırken (sırasıyla %64,9 ve %53,3’ü), devlet hastanelerinin büyük bir bölümünün 4-7 (%50) ve 8-11 (%47,2) arası skor puanı aldığı belirlenmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: UAMDSS için katılımcı laboratuvar belirlerken; skor değerinin yüksek olması, Türkiye İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflandırması’na göre belirlenen 12 bölgeye olabildiğince eşit dağılması ve üniversite, eğitim araştırma ve devlet hastanelerini içerecek şekilde olması dikkate alınmıştır. Buna göre UAMDSS’ye güvenilir veri sağlayabilecek katılımcı 78 laboratuvar seçilmiştir. |
| TÜM DERGİ | |
| 2. | THDBD 2015-3 Cilt 72 Tüm Dergi TBHEB 2015-3 Vol 72 Full Printed Journal Murat DUMANdoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.23590 Sayfalar 175 - 272 Makale Özeti | |
| ARAŞTIRMA | |
| 3. | Hastanede yatan ishalli hastaların dışkı örneklerinde Clostridium difficile toksin araştırılması ve risk faktörlerinin incelenmesi Investigation of Clostridium difficile toxin in stool samples of patients hospitalized for diarrhea and analysis of the risk factors Hande Kostul, Nuran Delialioğlu, Elif Şahin - Horasan, Gürol Emekdaş, Candan Öztürk, Necdet Kuyucudoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.36024 Sayfalar 183 - 190 GİRİŞ ve AMAÇ: Hastanede yatan özellikle geniş spektrumlu antibiyotik kullanan hastalarda Clostridium difficile ilişkili ishal görülmektedir. C. difficile’nin patojenik suşları toksin A ve toksin B olmak üzere iki ekzotoksin oluşturmaktadır. Bu toksinler kolon mukozasında hasarlanma ve inflamasyona sebep olmaktadır. Kendini sınırlayan hafif bir ishalden ağır seyirli psödomembranöz enterokolite kadar değişen bir klinik tablonun gelişmesi söz konusudur. Antibiyotik kullanımı dışında ileri yaş, gastrointestinal endoskopi, nazogastrik tüpün varlığı, antiülser ilaç kullanımı, altta yatan ciddi hastalıklar, immün sistemin baskılanması, yoğun bakım ünitesi ve uzun süreli hastanede yatış diğer risk faktörleri arasında sayılmaktadır. Kesin tanı; dışkıdan C. difficile’nin üretilmesi ve hücre kültüründe sitopatik etkiyi saptayarak toksin yapımının gösterilmesi ile konur. Ancak rutinde bu her zaman mümkün olmadığı için enzim immunoassay yöntemi ile toksinin gösterilmesi daha sık kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışmada hastanede yatan ve ishalli hastalardan gönderilen dışkı örneklerinde bağırsak florası, C. difficile Toksin A ve B varlığı ve risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmaya Eylül 2010-Ekim 2011 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çeşitli kliniklerinde yatan ve ishalli hastalardan gönderilen 158 dışkı örneği dahil edilmiştir. Bu hastaların dışkı örneklerinde Enzyme-Linked Fluorescent Assay (ELFA) yöntemiyle C. difficile toksin A/B araştırılmıştır. Ayrıca bu örnekler mikroskobik olarak incelenmiş ve rutin bakteriyolojik kültürü yapılmıştır. BULGULAR: Çalışmanın sonucunda; 18 (%11,4) hastada C. difficile toksin A/B pozitif olarak bulunmuş ve bu hastaların 15 (%83,3)’inin beta-laktam - betalaktamaz inhibitörü grubu (penisilin, sefalosporin ve karbapenem) antibiyotik kullandığı görülmüştür. Toksin pozitif hastaların dışkı kültürlerinin bir tanesinde Candida albicans ürerken 17’sinde normal bağırsak flora bakterilerinin ürediği tespit edilmiştir. Toksin pozitif ve negatif hastalarda incelediğimiz çeşitli risk faktörlerinden penisilin kullanımında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ: C. difficile hastanede yatan ve antibiyotik kullanan hastalarda ortaya çıkan ishallerde öncelikle akla gelmelidir. Bu amaçla dışkı örneklerinden toksin A ve B hızlı tanısı için özgüllük ve duyarlılığı yüksek olan testler kullanılabilir. Sonuç olarak toksin pozitif olguların erken tanısı spesifik tedaviye başlanması ve etkili enfeksiyon kontrol önlemlerinin uygulanmasını sağlayacaktır. |
| 4. | Mardin Devlet Hastanesi’nde 2011-2013 yılları arasında metisiline dirençli stafilokoklarda direnç profilleri Resistance patterns of the methicillin resistant staphylococci between 2011 and 2013 in Mardin State Hospital Filiz Orakdoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.78309 Sayfalar 191 - 198 GİRİŞ ve AMAÇ: Metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA), ilk kez 1961 yılında tanımlandıktan sonra, özellikle antibiyotik direnci yönünden tüm dünyada önemli bir problem haline gelmiştir. MRSA suşları sıklıkla penisilinaza dirençli penisilinler, sefalosporinler dahil tüm beta-laktam grubu antibiyotiklere ve betalaktam grubu dışı bazı antibiyotiklere de dirençli olup sadece vankomisin ile teikoplanine duyarlıdır. Bu çalışmanın amacı, Mardin Devlet Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı’nda izole edilen stafilokok suşlarında metisilin direnci ile birlikte çeşitli antibiyotiklere direnç durumunun araştırılmasıdır. Metisilin direncinin doğru olarak belirlenmesi uygun antimikrobik ilacın kullanımını sağlamak için gereklidir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada çeşitli klinik örneklerden izole edilen 73 stafilokok suşu kullanılmıştır. Antimikrobiyal duyarlılık testi olarak Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) önerileri doğrultusunda Kirby-Bauer disk difüzyon testi kullanılmıştır. Suşların metisilin dirençlerinin araştırılması amacıyla, %4 NaCl içeren Mueller-Hinton Agar (RTA, TR) ve 1 μg’lık oksasilin diski (Bioanalyse, TR) kullanılmıştır. BULGULAR: Suşların 22 (%30,1)’si MRSA, dokuzu (%12,3) MRCNS (Metisiline Dirençli Koagülaz Negatif S. aureus) ve 42 (%57,5)’si MSSA (Metisiline Duyarlı S. aureus) olarak belirlenmiştir. MRSA suşlarının beşi (%22,7) ve MRCNS suşlarının da üçü (%33,3) hastane kaynaklı olarak tespit edilmiştir. MRSA suşları eritromisine %81,8, sefoksitine %66,6, gentamisine %60; amoksisilin/klavulanik asit, penisilin ve norfloksasine %100 dirençli bulunmuştur. MRSA ve MRCNS suşlarında penisiline %100 oranında direnç saptanmıştır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmaya alınan hiçbir suşta vankomisin ve teikoplanine direnç bulunmaması sevindirici bir gelişmedir. |
| 5. | Tüketime sunulan çeşitli hazır yemek ürünlerinin mikrobiyolojik kalitesinin belirlenmesi Determination of microbiological characteristics of several kinds of ready-to-eat meals presented for consumption Şule Şenses - Ergül, Havva Sarı, Sevinç Ertaş, Umut Berberoğlu, Yıldırım Cesaretli, Hasan Irmakdoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.81994 Sayfalar 199 - 208 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, tüketime sunulan çeşitli hazır yemek ürünlerinin mikrobiyolojik kalitelerinin incelenmesi ve gıda zehirlenmeleri açısından taşıdıkları riskin belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Tüketime sunulan toplam 666 hazır yemek ürünü incelenmiştir. Bu gıdalar Türk Gıda Kodeksi Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliği’nde yer alan; Salmonella spp. (TS EN ISO 6579), Listeria monocytogenes (TS EN ISO 11290-1), Escherichia coli O157 (TS EN ISO 16654), termotoleran Campylobacter spp. (TS EN ISO 10272), Bacillus cereus (TS EN ISO 7932), koagülaz pozitif stafilokoklar (TS EN ISO 6888-1), sülfit indirgeyen anaerop bakteri (ISO 15253), E. coli (Bacteriological Analytical Manual), küf ve maya (TS EN ISO 21527-1 ve 21527-2), stafilokokal enterotoksin (3M Tecra) parametreleri açısından incelemeye alınmışlardır. BULGULAR: İncelemeye alınan hazır yemek örneklerinden 612 adedi (%92) Yönetmelik’te yer alan gıda güvenilirliği ve patojen mikroorganizma limitleri açısından tüketime uygun bulunurken, 54 adedinin (%8) bir veya daha fazla parametre yönünden tüketime uygun olmadıkları belirlenmiştir. Çalışmada, örneklerin hiçbirinde Salmonella spp., L. monocytogenes, E. coli O157 ve termotoleran Campylobacter spp. tespit edilmemiştir. Hazır yemek ürünlerinden 30 adedinin B. cereus (1x103 - 5,7x104 kob/g), 14 adedinin E. coli (1,5x101 - >1,1x103 EMS/g), beş adedinin sülfit indirgeyen anaerop bakteri (1,6x103 - >3x104 kob/g), bir adedinin koagülaz pozitif stafilokok (4x103 kob/g) ve bir adedinin de toplam küf-maya (2,6x104 kob/g) parametreleri yönünden Mikrobiyolojik Kriterler Yönetmeliği’nde belirtilen limitlere uygun olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca altı adet hazır yemek ürününde stafilokokal enterotoksin bulunmuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde edilen bulgulara göre incelemeye alınan tüketime hazır yemek ürünlerinin mikrobiyolojik kalitelerinin genellikle (%92) yeterli olduğu saptanmıştır. Tüketime uygun olmadıkları belirlenen hazır yemeklerin ise uygunsuz bulundukları parametrelerin yemek türüne bağlı olarak değiştiği görülmüştür. Çalışmamızda, tüketime sunulan ve ısıtılarak servis edilen hazır yemek ürünlerinin özellikle B. cereus, stafilokokal enterotoksin ve sülfit indirgeyen anaerop bakteri parametreleri, soğuk olarak servis edilen salata, meze gibi ürünler ile üretim sırasında elle temasta bulunulan pişirilmiş unlu mamullerin ise E. coli ve koagülaz pozitif stafilokok parametreleri açısından risk taşıdıkları sonucuna ulaşılmıştır. |
| 6. | Manisa’da aynı yemek şirketinden yemek alan farklı işletmelerde meydana gelen stafilokok kaynaklı besin zehirlenmesi Food poisoning caused by staphylococcus in various workplaces getting food from the same catering company in Manisa Ali Hasan Zubaroğlu, Ali Boz, Selmur Topal, Fehminaz Temel, Mustafa Bahadır Sucaklı, Belkıs Levent, Gonca Atasoylu, Metin Kızılelmadoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.38991 Sayfalar 209 - 218 GİRİŞ ve AMAÇ: Manisa’da aynı yemek şirketinden yemek alan 23 farklı kurumda besin zehirlenmesi meydana gelmiş ve çok sayıda kişi etkilenmiştir. Bu araştırma, sorunun kaynağını tespit etmek, koruma ve kontrol önlemlerini almak amacıyla yapılmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: 25.04.2014 öğle yemeği sonrası farklı işletmelerden çok sayıda kişinin sağlık kurumlarına başvurdukları bildirilmiştir. İşletmelerdeki personel sayısının fazla olması ve bütün çalışanlara ulaşılmasının zorluğu nedeniyle vaka kontrol çalışması planlanmıştır. Araştırma; atak hızının en yüksek ve vaka sayısının en fazla olduğu yedi işyerinde yapılmıştır. Anketler yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur. Enfektif etken tespiti için su, gıda ve klinik örnekler alınmıştır. BULGULAR: Araştırmada 94 vakaya ulaşılmış ve aynı sayıda kontrol seçilmiştir. Vakaların tamamında ishal ve kusma, %94,7’sinde bulantı %85,1’inde halsizlik, %83’ünde karın ağrısı ve %38,3’ünde ateş olduğu belirlenmiştir. Vakaların ortalama inkübasyon süresi 3 saat 42 dakika (En düşük= 35 dk. – En yüksek= 7 saat 30 dk.) olarak bulunmuştur. Salgın eğrisi incelendiğinde olayın tek kaynaklı salgın olduğu belirlenmiştir. Vakalarda kontrollere göre “Kayısı Topu Tatlısı” yeme tahmini rölatif riski 8,7 kat olarak bulunmuştur (%95 GA = 1,1-71,4). Diğer gıdaların tüketimleriyle hastalık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Alınan gıda numunelerinde kayısı topu tatlısında Staphylococcus aureus tespit edilmiştir. Kayısı topu tatlısının üretildiği işletme çalışanlarından birinin nazal sürüntüsünde S. aureus izole edilmiştir. Ancak yapılan ileri analizlerde bu suş ile gıda izolatından elde edilen suşun moleküler düzeyde birbirlerinden farklı oldukları belirlenmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Laboratuvar sonuçları ve epidemiyolojik analizler sonucunda yaşanan besin zehirlenmesinin kaynağının kayısı topu tatlısı olduğu belirlenmiştir. Geriye dönük gıda takibi yapılmış ancak bulaşın ne şekilde olduğu belirlenememiştir. Benzer olayların tekrar yaşanmaması için ilgili yemek şirketindeki hijyen eğitimleri eksik olan personelin eğitim alması sağlanmış, taşıyıcılık tespit edilen çalışan tedavi edilmiş, ayrıca tedarikçi firmaya para cezası verilmiştir. Besin zehirlenmelerinde kaynağın belirlenmesi ve bulaş zincirinin tespiti amacıyla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’nın zamanında ve ortak hareket etmesi gerekmektedir, bu nedenle uygun yasal düzenlemeler geliştirilmelidir. |
| 7. | İpek atıksularından geri kazanılan serisin proteininin karakterizasyonu Characterization of sericin protein recovered from silk wastewaters Gökşen Çapar, Seylan Saniye Aygündoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.47113 Sayfalar 219 - 234 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, ipek atıksularından geri kazanılan serisin proteininin özelliklerini belirlemektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Bölümü’nde 2007-2008 yılları arasında ipek atıksuyundan membran teknolojisi ile serisin proteini geri kazanılmıştır. Protein karakterizasyon çalışması Ankara Üniversitesi Su Yönetimi Enstitüsü’nde 2012 yılında tamamlanmıştır. Geri kazanılan protein moleküler ağırlık, nem ve kül içeriği, elementel analiz ve amino asit kompozisyonu yönünden incelenmiştir. Proteinin saflaştırılması için diyaliz işlemi uygulanmıştır. Serisin kozadan hidrotermal işlemle ekstrakte edilmiştir. Geri kazanılan proteinin farklı pH değerlerinde suda çözünürlüğü belirlenmiştir. Protein tanımlanması için 2-D jel elektroforez ve MALDI-TOF analizleri kullanılmıştır. BULGULAR: Geri kazanılan serisinin molekül ağırlık aralığı 40-176 kDa olarak tespit edilmiş, en yüksek fraksiyonun ise 86-96 kDa aralığında ve %79-97 oranında olduğu bulunmuştur. Geri kazanılan serisin, biyomalzeme ve membran yapmaya uygun olan yüksek-molekül ağırlıklı serisin olarak sınıflandırılmıştır. Nem ve kül içerikleri %2,8-3,9% ve %11,3-14,4 olarak bulunmuştur. Geri kazanılan serisinin elementel kompozisyonunda, C, H, N içerikleri sırasıyla %36,7-45,3; %5,4-8,8 ve %10,2-16,8 olarak bulunmuştur. Geri kazanılan serisinin özellikleri, bu çalışmada kullanılan referans serisine ve literatürde yer alan diğer serisin örneklerine oldukça benzer çıkmıştır. Çözelti pH’sı, geri kazanılan serisinin suda çözünürlüğünü belirgin bir derecede etkilemiş; bu nedenle etanolün, asitlere kıyasla daha uygun bir çökeltme ajanı olduğu gözlenmiştir. Bazı amino asitler uygulanan işlemler sırasında kaybedilmiş olsa da amino asit kompozisyonu kabul edilebilir bulunmuştur. İpek atıksuyundan geri kazanılan serisin, %28,9’luk serin içeriği ile yüksek nem tutma potansiyeline sahiptir. TARTIŞMA ve SONUÇ: İpek atıksuyundan geri kazanılan serisin biyomedikal, kozmetik ve ilaç endüstrilerinde potansiyel uygulamalar için umut verici bir hammaddedir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 8. | Anjioimmünoblastik T-hücreli lenfoması olan bir hastada çoklu ilaç dirençli Corynebacterium mucifaciens’in neden olduğu ölümcül bir sepsis olgusu A fatal case of sepsis caused by multidrug-resistant Corynebacterium mucifaciens in a patient with an angioimmunoblastic T cell lymphoma Fatma Koksal - Çakırlar, Nevriye Gönüllü, Mert Kuşkucu, Kübra Can, Seval Ürkmez, Kenan Midilli, Nuri Kirazdoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.58224 Sayfalar 235 - 240 Son yıllarda Corynebacterium türleri fırsatçı patojenler olarak dikkat çekmeye başlamıştır. Corynebacterium mucifaciens deri, kan ve diğer steril vücut sıvılarından izole edilmiştir. 1997’de tarif edildiğinden bu yana nadiren insan patojeni olarak bildirilmiştir. Bu yazıda febril nötropeni ve septik şok ön tanısı ile İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sadi Sun Yoğun Bakım Ünitesinde takibe alınan anjioimmünoblastik T-hücreli lenfoma tanısı almış 58 yaşında bir erkek olgu sunulmaktadır. Kan kültüründe üreyen Gram pozitif çomak şeklinde bakterilerin identifikasyonu Phoenix (BD Diagnostic Systems, Sparks, MD) otomatize idendifikasyon sistemi kullanılarak yapılmıştır ve 16S rRNA dizi analizi ile doğrulanmıştır. Bakterinin antibiyotik MIK değerleri E test ile saptanmıştır ve EUCAST kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Hastadan alınan 4 kan kültür örneğinde saf olarak Gram pozitif çomak şeklinde üreyen bakteri, C. mucifaciens olarak tanımlanmıştır. Bakteri kökeninden elde edilen 16S rRNA dizisi, GenBank veri bankası ile yapılan karşılaştırmada C. mucifaciens ile uyumlu bulunmuştur. Bakterinin E test ile yapılan antibiyotik MIK değerleri seftazidim, klindamisin, azitromisin ve klaritromisin için >256 μg/mL, sefotaksim ve siprofloksasin için 32 μg/mL, penisilin, ampisilin ve sefepim için 16 μg/mL, imipenem için 6 μg/mL, piperasillin+tazobaktam için 8 μg/mL, amoksisilin+klavulanik asit için 3 μg/mL, tobramisin için 0,16 μg/mL, amikasin için 1,25 μg/mL ve teikoplanin için 2 μg/mL olarak tespit edilmiştir. Vankomisin (MİK, 1 μg/mL) ve gentamisin (MİK, 0,16 μg/mL) C. mucifaciens’e etkili ilaçlar olarak bulunmuştur. Hasta yapılan tüm müdahelelere rağmen septik şok ve çoklu organ yetersizliği nedeniyle kaybedilmiştir. C. mucifaciens immün-yetmezlik öyküsü olan hastalarda önemli bir insan patojeni olarak düşünülmelidir. |
| DERLEME | |
| 9. | Tarım çalışanlarının bitki koruma ürünleri konusunda bilgi ve davranışları Knowledge and behavior of agricultural workers about the plant protection products Ersin Uskundoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.54872 Sayfalar 241 - 254 Bitki koruma ürünleri doğru kullanılmadıklarında halk sağlığı ve çevre üzerine olumsuz etkilere neden olabilirler. Bu çalışmada tarım çalışanlarının bitki koruma ürünleriyle ilgili bilgi ve davranışları dünyadaki ve Türkiye’deki çalışmalarda bildirilen bulguların ışığında derlenmiştir. Yapılan çalışmalarda standart bir form kullanılmadığından değerlendirmelerin farklı başlıklarla ya da sorularla yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmaların birçoğunda tarım çalışanlarının bitki koruma ürünlerini kullanma, zamanlama, ilaç seçimi ve doz belirlemede karar verirken kimden bilgi ya da öneri aldıkları, ürünü uygun dozda kullanıp kullanmadıkları, tarım ürünlerinde bitki koruma ürünü ile ilgili kalıntı kaygısı yaşayıp yaşamadıkları ve bu kaygı için neler yaptıkları, ürünleri hangi koşullarda sakladıkları, ürün üzerindeki kullanım talimatlarını okuma ve uygulama durumları, uygulama sırasında kişisel koruyucu donanım (maske, eldiven, özel giysi) kullanıp kullanmadıkları, ilaçlama sırasında ya da sonrasında sağlık sorunu yaşayıp yaşamadıkları ve yaşıyorlarsa ne tür şikayetlerinin olduğu, kullanılmış boş ürün ambalajlarını nasıl bertaraf ettikleri sorgulanmıştır. Bu araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre; tarım çalışanlarının büyük çoğunluğu ürün uygulama zamanına kendisi karar vermekte (%30-80), kullanacağı ürünü ve dozunu kendisi belirlemekte (%45), ürünün önerilen dozuna uymamakta ve yüksek dozda ürün uygulamaktadırlar (%18-30). Bir kısmı tarım ürünleri üzerindeki kalıntı sorununu önemsememekte ve uygulama yaparken bu durumu dikkate almamakta (%9-32), ürünün uygulama sonrası bekleme sürelerine uymamaktadırlar (%4- 68). Tarım çalışanları bitki koruma ürünleri ile ilgili korunma ve hijyen kurallarına yeterince uymamaktadır (uygulama sonrası el yıkama %60-100, tüm vücut temizliği yapma %33-91). Kişisel koruyucu donanım kullanımı (%31-93) düşüktür. Ürünlerin kullanımı sırasında veya sonrasında, akut etkilenim belirtileri yaygın (%20-70) olarak görülmektedir. Boş ürün ambalajları uygun şekilde bertaraf edilmemekte, çevreye rasgele bırakılmakta (%3-80), bazen de yeniden kullanılmaktadır (%2-11). Uygulama sırasında bir kısım tarım çalışanlarının çevreyi ve çevredeki evcil hayvanları dikkate almaması (%85-90) da endişe vericidir. Tarım alanında çalışan bireylerin bitki koruma ürünlerinin kullanımıyla ilgili doğru bilgi, tutum ve davranış geliştirmelerini sağlamak amacıyla, daha çok eğitime, davranış değişikliği sağlayacak programlara ve denetime gereksinim vardır. |
| 10. | Bitkilerde RNA interferans RNA interference in plants Sümer Aras, Semra Soydam - Aydın, Aslı Fazlıoğlu, Demet Cansaran - Duman, İlker Büyük, Kürşat Dericidoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.13285 Sayfalar 255 - 262 RNA interferans (RNAi) mekanizması, hücreye giren çift zincirli RNA’nın (dsRNA) komplementeri olan mRNA zincirinin degradasyonuna yol açması ile sonuçlanan transkripsiyon sonrası gen susturma (posttranscriptional gene silencing), ya da gen ifadesinin düzenlenmesi olarak tanımlanır. RNAi mekanizması sırasında, hedef mRNA’ya komplementer dizi, 500 kDa ağırlığında ve nükleaz aktiviteli bir RNA-multi protein kompleksi olan RISC faktörü aracılığı ile mRNA’nın anlamlı dizisine bağlanır ve gen susturulma mekanizması bu RISC faktörü aracılığı ile kontrol edilir. Gen susturulması mRNA’nın RISC faktöründe bulunan ‘Argounate’ proteinle etkileşime girmesi ve ‘Dicer’ enzimi tarafından tanınıp kesilmesi ile gerçekleşir. Bu mekanizma, genomun virüs kalıtım materyali ve transpozonlar gibi hareketli genetik elementlerin istilasından korunmasını sağlamak amacıyla gerçekleşen doğal bir işlemdir. RNAi mekanizması, ökaryot organizmalarda iki tür molekül tarafından gerçekleştirilir. Bu moleküller 22 nükleotid uzunluğunda miRNA (micro RNA) ve 21- 23 nükleotid uzunluğunda, çift zincirli siRNA (small interfering RNA) molekülleridir. Son yıllarda bilim dünyasının önde gelen konuları arasında yer alan RNAi araştırmaları ile çeşitli organizmalarda genlerin işlevlerini inceleme, işlevlerini bilmediğimiz genlerin fonksiyonlarını belirleme, konak patojen ilişkisi, üreme, programlanmış hücre ölümü, tümör oluşumu gibi birçok alanda bilgi sahibi olunmuştur. Ayrıca; bitkilerde kodlanmayan RNA’ların doku farklılaşması ve gelişiminin kontrolü, sinyal iletimi, fitohormonlarla etkileşim, abiyotik (kuraklık, tuzluluk vb.) ve biyotik (patojenler vb.) stres gibi çevresel etmenlere verilen cevaplarda rol oynadığı görülmüştür. Bu derleme çalışmasında RNAi mekanizmasının temelleri ve bitkilerde RNAi kullanımı açıklanmaya çalışılacaktır. |
| 11. | Mikolojik klinik tanıda moleküler teknikler Molecular techniques for clinical diagnostic mycology Nuri Kirazdoi: 10.5505/TurkHijyen.2015.99705 Sayfalar 263 - 272 Mantar hastalıklarının tanımı, özellikle bağışıklığı baskılanmış hastalarda bir sorun olmaya devam etmektedir. İnvaziv mantar enfeksiyonlarının klinik yönleri genellikle özgül değidir, başka mikroorganizmalar tarafından da oluşturulabilir ve kolonizasyonu invaziv hastalıktan ayırt etmek güçtür. Mevcut tanım yöntemleri ekseri duyarlılıktan yoksundur. Böylece, sistemik mantar enfeksiyonlarının erken tanımı için çeşitli tanım yöntemlerinin birlikte kullanılması gerekmektedir. Mikroskop incelemesi, kültüre dayalı yöntemler, antijen aranması ve moleküler teknikler tanımı kolaylaştırabilir ve hızlandırabilir. Klinik örnekte bulunan mantarın belirlenmesi ve tanımlanması için nükleik asit amplifikasyon teknolojisi, özgül problar ve nükleik asit sekanslama moleküler teknikleri çok hızla gelişmektedir. Ancak hangisinin en uygun olduğunu belirlemek için henüz karşılaştırmalı çalışmalar bulunmamaktadır ve bugüne kadar testlerin standartlaştılması geliştirilememiştir. Dolayısıyla, moleküler testlerin rutin laboratuvarlarda kullanılabilmesi için önce geçerli kılınmalarına ve standartlaştırılmalarına gereksinim bulunmaktadır. |