ISSN: 0377-9777 / e-ISSN: 1308-2523
Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi - Turk Hij Den Biyol Derg: 75 (3)
Cilt: 75  Sayı: 3 - 2018
ARAŞTIRMA
1. 
Türkiyenin Doğu Karadeniz Bölgesi'nde istilacı Aedes Türlerinin İzlenmesi ve Kontrolü
Surveillance and Control of Invasive Aedes Species in the Eastern Black Sea Area of Turkey
Muhammet Mustafa Akıner, Berna Demirci, Hilal Bedir, Ahmet Ferhat Doğan, Akgün Gökdemir, Seher Topluoğlu, Ünal Altuğ, Zehra Özlem Kurtcebe, Hasan Irmak
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.68736  Sayfalar 225 - 238
GİRİŞ ve AMAÇ: Istilacı sivrisinek türleri tüm kıtalarda büyük problem olup birçok alanda ciddi sivrisinek kökenli hastalık salgınlarına neden olabilmektedir. Avrupa kıtasındaki son araştırmalar, pek çok otonom chikungunya vakalarının, istilacı Aedes albopictus ve Aedes aegypti türleri ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu türlerin ve diğer istilacı Aedine sivrisinek türlerinin kapsamlı bir şekilde izlenmesi, muhtemel salgınları önleme ve zamanında müdahale etmek için gereklidir. Bu çalışma, Doğu Karadeniz bölgesinde izleme ve kontrol çalışmalarının başarısı üzerine odaklanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İzleme çalışması 2016-2017 vektör aktif sezonda ve üç şehirde ECDC ve CDC yönergelerine göre gerçekleştirilmiştir. Kontrol çalışmaları, 2017 vektör aktif sezonun ikinci yarısında TC Sağlık Bakanlığı Zoonotik ve Vektörlü Hastalıklar Dairesi denetimi altında gerçekleştirilmiştir. Larva kontrolü için IGR, Bti / Bs karışımı ile sıvı Bti kullanılmıştır. Ergin kontrolü için farklı pyrethroidler, nikotin mimik ve doğal ürünler kullanılmıştır. Populasyon dalgalanmaları ve kontrol çalışmalarının başarısının değerlendirilmesi amacıyla Ae. albopictus için altı, Ae. aegypti için dört bölge seçilmiştir.
BULGULAR: 2016 yılında 22 yaygın, 2 yerel olarak yerleşik Ae. albopictus populasyonu saptanmıştır. 2016 yılında yaygın oranda yerleşik Ae. aegypti populasyonu 4 noktada, yerel yerleşik populasyon 10 noktada bulunmuştur. 2017 yılında üç şehirde 544 muhtemel larva gelişim alanı kontrol edilmiş, 194 noktanın Ae. albopictus tarafından istila edildiği ve kalıcı olarak yer aldığı bulunmuş, Ae. aegypti ise tüm alanda 25 noktada bulunmuştur. 2016 yılında Ae. albopictus populasyon yoğunlukları sezon boyunca dalgalanmış ve iki pik yapmıştır (Haziran-küçük, Eylül-büyük). Bu durumun aksine Ae. aegypti pikleri Ağustos ve Ekim aylarında görülmüştür. Tüm sezon boyunca tüm alanlarda Ae. albopictus için ortalama larva kontrol başarısı %69 fakat ergin kontrol başarısı %46 bulunmuştur. Ae. aegypti için hemen hemen benzer bir durum gözlenmiştir. Kontrol çalışmalarından sonra larva kontrol başarısı %61, ergin kontrol başarısı %37 bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma istila bölgesinde, istilacı iki türün, kalıcı, hızlı yayılma biçimi gösterdiğini ve yüksek populasyon yoğunluklu olduğunu göstermiştir. Kontrol çalışmaları kısıtlı bir zamanda olsa da başarı larva için %60’ın üzerinde, ergin için %40 civarında bulunmuştur. Düşük seviyedeki kontrol başarısı pek çok nedenle açıklanabilse de ana faktörler alanın coğrafik yapısı, iklimsel çeşitliliği ve çay ekim alanlarındaki insektisit kullanım kısıtlamasıdır. Bu nedenle entegre kontrol stratejileri için acil stratejik bir plan gereklidir.

TÜM DERGİ
2. 
THDBD 2018-3 Cilt 75 Tüm Dergi
TBHEB 2018-3 Vol 75 Full Printed Journal
Utku Ercömart
Sayfalar 225 - 322
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
3. 
Kolşisin’in MCF-7 İnsan Meme Adenokarsinoma Hücrelerinde Hücre Döngüsü Tutulumu ve MMP-2 mRNA Ekpresyonu Üzerine Etkileri
Effects of Colchicine on Cell Cycle Arrest and MMP-2 mRNA Expression in MCF 7 Breast Adenocarcinoma Cells
Filiz Bakar Ateş, Nuri Özmen, Ecem Kaya Sezginer, Emin Emre Kurt
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.22755  Sayfalar 239 - 244
GİRİŞ ve AMAÇ: Kolşisin, trisiklik alkaloid bir ilaç olup, klinikte anti-enflamatuvar etkisinden dolayı yaygın olarak kullanılmaktadır. Kolşisin uygun konsantrasyonlarda oral yollu kullanılmakta iken, yüksek konsantrasyonlarda toksik etki gösterdiği tespit edilmiştir. Bu nedenle, kanser araştırmalarında düşük doz kolşininin etki mekanizmaları üzerine çalışmalar yapılmaktadır. Matriks metalloproteinaz-2 (MMP-2), matriks metalloproteinaz enzim ailesinin bir üyesi olup, kanserde ifade seviyesinin arttığı ve ekstrasellüler matriksi yıkıma uğratarak, kanser hücrelerinin metastazına neden olduğu bildirilmiştir. MMP’lerin bu önemli etkisi nedeni ile, kanser hastalığında metastazın önlenmesi amacı ile çeşitli bileşiklerin MMP üzerine inhibitör etkisini değerlendirilmesi kanser araştırmalarında önemli yer tutmaktadır. Bu çalışmada, kolşinin’in, MCF-7 insan meme adenokarsinoma hücresinde hücre döngüsü tutulumu ve metastazda önemli rol oynadığı bilinen MMP-2 protein ifadesi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada, MCF-7 insan meme adenokarsinoma hücreleri kullanılmıştır (ATCC, HTB-22) Hücrelere 0.1, 10 ve 100 μg/ml konsantrasyonlarda kolşisin uygulanmış ve hücre canlılığı analizi MTT testi ile yapılmıştır. Kolşisin’in hücre döngüsü tutulumu üzerine etkisi analiz edilmiş ve G0/G1, S ve G2/M döngüsündeki hücre populasyonları yüzde (%) olarak ifade edilmiştir. Kolşisin’in MMP-2 mRNA ifade seviyesi üzerine etkisi ise gerçek zamanlı PCR (qRT-PCR) yöntemi ile tayin edilmiştir.
BULGULAR: 10 ve 100 μg/ml konsantrasyonlarda Kolşisin MCF-7 meme kanser hücresinin canlılığını istatistiksel olarak anlamlı derecede inhibe etmiştir. Kolşisin’in tüm konsantrasyonlarda, hücre döngüsünü G2/M fazında inhibe ettiği ve MMP-2 geninin ifade seviyesini anlamlı olarak azalttığı saptanmıştır (p<0.0001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmadan elde edilen sonuçlar ile kolşisinin, kanser çalışmaları için aday bir anti kanser bileşik olabileceğini gösterilmiş olup, mekanizmanın aydınlatılabilmesi için ileri çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.

4. 
Bruselloz ve atipik pnömoni şüpheli hastalarda Coxiella burnetii antikor varlığının ELISA ve IFA yöntemleri ile araştırılması
Detection of Coxiella burnetii antibodies in patients with suspicion of brucellosis and atypical pneumonia by ELISA and IFA methods
Alev Çetin Duran, Cem Ergon
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.23255  Sayfalar 245 - 252
GİRİŞ ve AMAÇ: Query (Q) ateşi, Coxiella burnetii’nin neden olduğu zoonotik bir hastalıktır. Bulaş yolları ve klinik bulguları açısından Bruselloz ile oldukça benzerlik göstermektedir. Ayrıca, C. burnetii önemli bir atipik pnömoni etkenidir. Bu çalışmada, atipik pnömoni ve bruselloz şüpheli klinik bulguları olan hastalarda, C. burnetii antikorlarının ELISA ve IFA yöntemleri ile araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya,..... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı’nda Rose Bengal testi ile Brucella spp. yönünden, ELISA ve IFA yöntemleri ile C. burnetii dışındaki diğer önemli atipik pnömoni etkenleri olan Mycoplasma pneumoniae ve Chlamydia pneumoniae yönünden negatif saptanan hasta serumları alındı. Dosyaları incelenen ve Q ateşi açısından klinik ve laboratuvar bulguları olan hastalara ait serum örneklerinde, C. burnetii faz I ve faz II antikorları ELISA ve IFA yöntemleri ile araştırıldı. Q ateşinin en sık rastlanan klinik belirtileri olan ateş, baş ağrısı, myalji, artralji, grip benzeri hastalık bulguları, öksürük, göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı gibi belirtileri ve eritrosit sedimentasyon hızında (ESR) ve transaminazlarda (AST, ALT) yüksekliği olan 84 hasta serumu çalışmaya dahil edildi. Çalışma grubu 46 (%54.8) kadın (ortanca/min-max=38.0/3-67 yaş) ve 38 (%45.2) erkek hastadan (ortanca/min-max=35.0/1-65 yaş) oluşmakta idi.
BULGULAR: C. burnetii’ye karşı %13.1 oranında seropozitiflik saptanmış olup, bu pozitiflikler %9.5 oranında geçirilmiş enfeksiyon, %1.2 oranında akut Q ateşi ve %2.4 oranında C.burnetii IgM antikoru pozitifliği şeklindeydi. C. burnetii IgG antikoru çocuk hastalarda saptanmazken, erişkinlerde %16.1 oranında ve en fazla 41-60 yaş arasındaki hastalarda (%19.2) saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ateşli olgularda, influenza benzeri hastalıklarda, atipik pnömonide ve bruselloz şüpheli klinik bulguları olanlarda, Q ateşinin ayırıcı tanıda akılda tutulması gerektiğini düşünmekteyiz.

5. 
2-Pirazolin Yapısındaki Yeni Bir Bileşiğin Sentezi, Moleküler Modellemesi ve Monoaminoksidaz İnhibitörü Etkisinin Araştırılması
Investigation of Synthesis, Molecular Modeling and Monoaminoxidase Inhibitor Activity of a New 2-Pyrazoline Compound
Begüm Evranos Aksöz, Gülberk Uçar, Kemal Yelekçi
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.59219  Sayfalar 253 - 264
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Nöromediatörlerin yıkımından sorumlu olan monoamin oksidaz (MAO) enziminin izoformlarının (MAO-A ve -B) birçok hastalık ile yakından ilişkili olduğu; MAO inhibitörlerinin depresyon, Parkinson ve Alzheimer hastalığı gibi hastalıkların tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir. Grubumuzca daha etkin, tersinir ve az yan etkili yeni bir MAO inhibitörü (SH2U bileşiği) sentezlenmiş ve bu bileşiğin insan MAO enzimini (hMAO) inhibe etme yeteneği incelenmiştir. Ayrıca bu yeni bileşiğin hMAO ile etkileşimi, moleküler modelleme çalışmaları ile detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Sentezlenen yeni bileşiğin hMAO’yu kuvvetli bir şekilde yarışmalı ve tersinir olarak inhibe ettiği bulunmuştur. Söz konusu bileşiğin Parkinson ve Alzheimer hastalıklarının tedavisinde ümit verici bir ilaç etken maddesi olabileceği düşünülmektedir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 3’,5’-Dikloro-2’-hidroksi asetofenon ile p-tolualdehit’in metanol içinde KOH varlığında reaksiyona girmesiyle 1-(3,5-dikloro-2-hidroksifenil)-3-p-tolil prop-2-en-1-on (3’,5’-Dikloro-2’-hidroksi-4-metil şalkon) bileşiği sentez edilmiştir. Daha sonra elde edilen bu bileşiğin etanol içerisinde geri çeviren soğutucu altında izonikotinik asit hidrazit ile muamele edilmesiyle (3-(3,5-dikloro-2-hidroksifenil)-5-p-tolil-4,5-dihidropirazol-1-il)(piridin-4-il)metanon bileşiği sentez edilmiştir. Yapısı doğrulanan bu bileşiğin hMAO enzimi ile etkileşimi, ticari tayin kiti kullanılarak fluorometrik bir yöntemle incelenmiştir. Ayrıca söz konusu yeni bileşik ile hMAO arasındaki etkileşimler, moleküler modelleme çalışmaları ile aydınlatılmıştır.
BULGULAR: Sentezlenen bileşiğin yapısı, IR, Mass, 1H-NMR ve elemental analiz yöntemleri kullanılarak doğrulanmıştır. Yapısı doğrulanan bu bileşiğin etkin, seçici, tersinir, toksik olmayan bir hMAO-B inhibitörü olduğu ve inhibisyonun yarışmalı olduğu görülmüştür. Moleküler yerleştirme programı kullanılarak bileşiğin hMAO-B enziminin aktif bölgesinde hangi amino asit yan zincirleri ile ne tür girişimleri yaptığı belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yeni sentezlenen SH2U bileşiği, hMAO-B enzimini kuvvetle, seçici, yarışmalı ve tersinir olarak inhibe etmiştir. Sentezlediğimiz bileşik, bilinen seçici ama tersinmez MAO-B inhibitörü olan selejilin’den daha etkin ve seçici, tersinir olarak hMAO-B enzimini inhibe etmiştir ve Parkinson ile Alzheimer hastalığı tedavisinde kullanılabilecek bir ilaç etken maddesi olarak ümit vadetmektedir.

6. 
Üçüncü basamak bir hastanede tespit edilen cerrahi alan enfeksiyonlarının değerlendirilmesi.
Evaluation of surgical site infections detected in a tertiary care hospital.
Halide Aslaner, Esragül Akıncı, Ayşe But, Dilek Kanyılmaz, Aliye Baştuğ, Adalet Aypak, Meltem Arzu Yetkin, Pınar Öngürü, Hürrem Bodur
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.77150  Sayfalar 265 - 276
GİRİŞ ve AMAÇ: Cerrahi müdahalenin en önemli komplikasyonlarından biri Cerrahi Alan Enfeksiyonlarıdır (CAE). Bu çalışmada 2009-2014 yılları arasında beş cerrahi ünitede karşılaşılan cerrahi alan enfeksiyonlarının türleri ve izole edilen etkenlerin antibiyotik direnç oranlarının belirlenmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada altı yıllık süre içinde ( Ocak 2009- Aralık 2014 ) aktif sürveyans metodu ile CDC kriterlerine göre tanımlanan cerrahi alan enfeksiyonları değerlendirildi.

BULGULAR: Altı yıllık sürede beş cerrahi ünitede 800 adet cerrahi alan enfeksiyonu tesbit edildi. Cerrahi alan enfeksiyonu nozokomiyal enfeksiyonlar içinde bazı yıllarda ikinci, bazı yıllarda üçüncü en sık görülen enfeksiyon idi. Hastaların ortalama yaşı 58,18±16,86 olup %53,07’si erkekti. Çalışmaya dahil edilen hastaların 87’si (%10,87) yüzeyel CAE, 299’u (%37,37) derin CAE ve 414’ü (%51,75) organ boşluk CAE idi. En fazla organ boşluk CAE Genel Cerrahi Kliniği’nde tesbit edildi. İzole edilen mikroorganizmalar Escherichia coli, (% 26,16’sı), Acinetobacter spp. (%22,53’ü), Staphylococcus spp, (%14,63’ü), Enterococcus spp. (%11,78’i), Klebsiella spp. (%8,16’i), Pseudomonas spp. (%7,64’ü), Enterobacter spp. (%3,36’sı), Candida spp. (%1,68’i), Proteus spp. (%1,42’si) ve %2,59’u diğer mikroorganizmalar idi.
Acinetobacter spp. yüksek oranda (82,60%-100%) meropeneme ve çok ilaca dirençli yapıya sahipti. Genişlemiş spektrumlu beta laktamaz (GSBL) üreten E. coli oranı 2009-2014 yıllarında %46,93-%16,66 arasında idi. Tüm Enterobacter spp.karbapenem duyarlı idi. S. aureus’un %73,33’ü ve koagülaz negatif stafilokokların %78,26’ı metisilin dirençli idi. Enterokoklarda 2011 yılında 2, 2014 yılında 1 vankomisin dirençli bakteriye rastlanmıştı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Her ünite uygun antimikrobiyal profilaksi ve ampirik tedavi için, kendi epidemiyolojik verilerini, CAE sıklığını ve etiyolojisini tanımlamalıdır. Böylece akılcı ampirik antibiyotik kullanımına, CAE ilişkili sağlık harcamaları, morbidite ve mortaliteyi azaltmaya yardımcı olabilir.

7. 
Bir hastane yemekhanesinde yaşanan gıda zehirlenmesinin incelenmesi
Investigation of food poisoning in a hospital cafeteria
Özlem Terzi, Şule Özdemir, Mustafa Yasin Selçuk
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.60783  Sayfalar 277 - 286
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada bir hastane yemekhanesinde verilen öğle yemeği sonrası ortaya çıkan gıda zehirlenmesi salgınının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma salgın inceleme basamakları takip edilerek retrospektif bir kohort araştırması olarak yapıldı. Çalışmada 08/08/2017 tarihli gıda zehirlenmesi hakkında veri toplamak amacıyla 18 soruluk bir anket hazırlandı. Gıda hazırlanması ve sunulması aşamasında besin zehirlenmesine yol açabilecek faktörler göz önüne alınarak çalışanların portörlük incelemeleri ve mutfak ortamından sürüntü örneklerinin mikrobiyolojik analizleri yapıldı. Ayrıca resmi kurumlara gerekli bildirimlerin yapıldığı, gıda örneklerinin ve gıda yıkama-hazırlama için kullanılan su örneklerinin alındığı belirlendi. Anket sonuçlarına göre risk faktörlerinin değerlendirilme için Binary Lojistik Regresyon analizi yapıldı. Rölatif Risk (RR) %95 güven aralığında p<0,05 ise istatistiksel anlamlı kabul edildi.
BULGULAR: Söz konusu tarihte hastanede bulunan personel, intörn ve refakatçı toplam 279 gönüllü kişinin anketi yanıtladığı belirlendi. Tüm katılımcıların yaş ortalaması 36,7±9,5 yıldı ve % 64,6’sı kadındı. En sık ifade edilen şikayetlerin sırasıyla ishal (%55,2), karın ağrısı (%54,8) ve bulantı (%43,0) olduğu belirlendi. İshal şikayeti olan toplam 153 kişinin %79’unda sulu ishal olduğu tespit edildi. İlk şikayetlerin başlama süresine göre ortalama inkübasyon süresi (İS): 8,7±3,4 saatti. Çizilen salgın eğrisinin tek bir tepe noktasının olması bu salgının tek kaynaklı bir salgın olduğunu göstermekteydi. Şikayetlerinin varlığı ve sayısı dikkate alınarak yapılan değerlendirmede katılımcılardan 171 kişinin (%61,3) “vaka” ve 108 kişinin ise (%38,7) “sağlam” olduğu belirlendi. Vaka ve sağlam olarak belirlenenlerin tükettikleri yemeklere göre yapılan regresyon analizinde “fırında tavuk” için RR=20,9 (p=0,004) ve “salata” için RR=2,2 (p=0,019) olarak hesaplanırken, besinler için hesaplanan atak hızları ise %5,8 ile 66,6 arasında değişiyordu. Yapılan mikrobiyolojik analizlerde ise gıda yıkama ve hazırlama suyunda üreme olmadığı, alınan gıda örneklerinden sadece salata da Bacillus cereus üremesi olduğu, yemekhane çalışanların portörlük incelemesi sonuçlarının normal olduğu tespit edildi. Yemekhaneden alınan çevre örneklerinden ekmek doğrama tahtası, robot açma düğmesi, fırın açma koluna ait örneklerde de B. cereus üremesi olduğu belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapılan değerlendirmeler sonucunda salgın etkeninin B. cereus olduğu belirlendi. Muhtemel bulaş yolunun salata yapımında kullanılan çiğ sebzelerin yeterince yıkanmaması veya mutfaktaki gıda hazırlama alanlarının ve/veya malzemelerin yeterli düzeyde temizlenmemesi nedeniyle kontamine olan salatanın tüketimi olduğu kanaatine varılmıştır

OLGU SUNUMU
8. 
Psychoda Albipennis’e Bağlı Tekrarlayan Üriner Myiasis
Recurrent Urinary Myiasis Caused By Psychoda Albipennis
Çiğdem Torun Edis, Özlem Erol, Aycan Gazyağcı, Mehmet Kavak
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.59455  Sayfalar 287 - 290
Myiasis canlı insan ve vertebralı hayvanların, çeşitli türlerin larvaları tarafından istilası olarak tanımlanır. Tropikal ve subtropikal ülkelerde insanlarda myiasise neden olduğu bilinen sineklerin 50’den fazla tipi vardır. Myiasis kötü hijyen ve sağlık koşulları, hareketsizlik ve ülsere lezyonlarla ilişkilidir. İnsanlarda genitoüriner sistemi çok nadiren tutarlar ve alışılmadık semptomlar oluşur. Bu olguda, insanlarda tipik olarak ürogenital myiasise neden olmayan Diptera takımına ait Psychoda albipennis'in etken olduğu tekrarlayan üriner myiasis’li bir hasta sunulmuştur. Sosyoekonomik seviyesi yüksek, şehirde apartmanda yaşayan 29 yaşındaki kadın hasta tekrarlayan, idrarda gri-krem renkli canlı kurtçuk düşürme şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Hastanın şikayetinin ilk iki periyotu 15-20'şer gün devam edip geçmiş; 10 gün önce başlayan son periyot ise azalarak halen devam ediyormuş. Bu periyotlarda hastada karın ağrısı, pelvik ağrı, karında şişkinlik, sık idrara çıkma, idrar yapmada zorlanma şikayetleri de mevcuttu. Hastanın laboratuar tetkikleri normal değerlerde idi. Ürolojik ve genital muayenelerinde de özellik saptanmadı. İdrardan toplanan canlı larvalar araştırılmak üzere Veteriner Fakültesi’ne yollandı ve Psychoda albipennis 4. dönem larvası olduğu teyit edildi. Hasta bir hafta üriner antiseptik ve antibiyotik kullanımı ile hijyen önerilerinin uygulanmasından sonra tamamen iyileşti. Sosyoekonomik ve hijyen koşulları yüksek olan hastada başka risk faktörü tespit edilemedi. Tekrarlayan myiasis için hasta ayrıntılı olarak sorgulandı. Hastanın banyosuna, apartman boşluğuna açılan havalandırma penceresinden devamlı küçük sineklerin geldiği öğrenildi. Hastaya banyo, tuvalet ve ortam dezenfeksiyonu anlatıldı. Bunların yapılmasını takiben hastanın şikayetleri tamamen kayboldu, altı aylık takiplerinde de myiasis enfestasyonu tekrar izlenmedi. Sanıldığından ve kliniklerde karşılaşılandan daha fazla vaka olduğunu düşündüğümüz ürogenital myiasis konusunda toplum ve klinisyen bilincinin artırılmasına dikkat çekmek amacıyla sunulmuş bir olgudur.

DERLEME
9. 
Viral Enfeksiyonlarda Otofaji
Autophagy in Viral Infections
Onur Ülgenalp, B. Taylan Koç, Tuba Çiğdem Oğuzoğlu
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.79923  Sayfalar 291 - 304
Viruslar hücre içi obligat parazit olmalarından ve birçok virus ailesinin farklı replikasyon stratejileri olmasından ötürü diğer mikroorganizmalara kıyasla hücre içi daha çok organel ve işlev ile yakın ilişkili olup bu mekanizmalar üzerinde etkileri mevcuttur. Bu etkilerin başında da hiç şüphesiz hücre ölüm mekanizmaları yer almaktadır. Viruslar ile yapılan replikasyon-patogenez çalışmalarında hücre ölümü olarak apoptoz ve nekroz üzerine pekçok çalışma yapılmıştır. Otofaji ise son yıllara kadar viral enfeksiyonlarda çok değerlendirilmemiş ama gündeme gelmesiyle viral enfeksiyonlarla ilişkisi araştırılmaya başlanmıştır. Otofaji (“Auto” ve “Phagy”; kelime anlamı "kendi kendini yeme"); hücrelerin çeşitli stres durumlarında kendilerini yok olmaktan korumak ve hemostazı devam ettirmek için kullandıkları katabolik bir süreç olup, hücre bu süreçte ihtiyacı olan enerjiyi kendi öz kaynaklarını sindirerek elde eder. Otofaji; organizmada çift katlı membrana sahip vezikül oluşumu ile şekillenen ve makro-, mikro-, şaperon ilişkili- otofaji olmak üzere bugüne dek tanımlanmış üç çeşidi bulunan fizyolojik bir olaydır. Son yıllarda otofaji ve viral enfeksiyonlarla ilgili çalışmaların sayısında hızlı bir artış yaşanmasının sonucu olarak; otofaji ve viruslar arasındaki karşılıklı etkileşim, DNA veya RNA virusu ailesinde bulunan birçok virus türü için araştırma konusu olarak ilgi çekmiştir. Virusların otofaji mekanizmasını immünolojik yanıttan kaçabilmek ve viral yaşam döngülerini devam ettirebilmek adına nasıl kullandıkları ve viral patogenezin moleküler mekanizmalarında otofajinin yerini sorgulanması temel çalışma konularını oluşturmaktadır. Bu araştırmalar ışığında elde edilen bilgilere göre; otofaji ve viruslar arasında iki tarafı keskin bir bıçağa benzetilebilecek bir ilişki bulunmaktadır. Hücre ölüm mekanizmalarından olan apoptoz ve nekrozdan farklı olarak bu fizyolojik olay; hücrenin stres durumunda oluşan besin ihtiyacına bir cevap olarak ortaya çıkacağı gibi, konakçı hücrenin bazı patojenlerden kurtulmak amacıyla başlattığı bir seri mekanizmayı da tetiklemektedir. Hatta bu olay, viruslar tarafından kendi lehlerine olacak şekilde; replikasyonlarını başlatabilmek veya devam ettirebilmek ve viral zarflarının oluşumuna yardımcı olarak da kullanılmaktadır.
Bu fizyolojik olay ile viruslar arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik bilgilerin sunulduğu bu derlemede; otofaji mekanizmaları, kullanılan yolaklar, otofajiyi uyaran ve başlatan proteinler, otofajinin çeşitli viruslar (tek başına bir virus veya aynı aileden iki virus arasındaki etkileşim durumunda) tarafından nasıl kullanıldığına yönelik bilgiler bulunmaktadır.

10. 
Özel saklama koşulu gerektiren veya soğuk zincire tabi ilaçlar ve uygulamalar açısından değerlendirmeler
Drugs subject to special storage conditions or cold chain and evaluation in terms of applications
Berrin Küçüktürkmen, Asuman Bozkır
doi: 10.5505/TurkHijyen.2018.67674  Sayfalar 305 - 322
Soğuk zincir; sıcaklığa hassas bir tıbbi ürünün hammadde aşamasından ambalajlı nihai ürüne dönüşüp kullanıcıya ulaşıncaya kadar geçen sürede, ruhsat sahibinin öngördüğü onaylanmış sıcaklık aralıkları içerisinde kalmasını sağlayan, depolama, taşıma ve dağıtımında uygulanan özel saklama koşuludur. Soğuk zincir uygulamasına tabii ürünler; immünomodülatörler, monoklonal antikorlar, hormonlar, enzimler, büyüme faktörleri, plazminojen aktivatörleri, koagülasyon faktörleri, immünolojik ürünler şeklinde sınıflandırılabilir. Soğuk zincir uygulamaları; biyofarmasötik ürünün endüstride üretiminden, dağıtımına ve uygulanmasına kadar her aşamasında sağlanması gerekmektedir. Soğuk zincir kırılması durumunda ürünlerin uygulanması hasta sağlığı için risk oluştururken, bu ürünlerin bozularak atılması, üretiminde kullanılan hammaddelerin ve yöntemlerin maliyetli olması nedeniyle ülke ekonomisine zarar vermektedir. Biyofarmasötik ürünlerin yapısında yer alan protein/proteinlerin kararsızlığı nedeniyle soğuk zincir uygulamasına ihtiyaç duyduğu saptanmıştır. Bu derlemede; biyolojik ve biyoteknolojik ürünlerin taşınması, saklanması ve dağıtımı sırasında aktivite kaybı yaşanmaması ve ürün kalitesinin her aşamada stabil kalması için uygulanan soğuk zincir koşulları kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, biyofarmasötik ürünlerin temel yapısı olan proteinlerin degredasyon yolları ve degredasyona neden olma koşullarının preparatlar üzerindeki etkileri incelenmiş, donma ve sıcaklığa maruziyetin protein stabilitesi üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Bu kapsamda aşılardaki soğuk zincir uygulamaları, aşıların nakli ve saklanma koşulları açısından verilen örneklerle değerlendirilmiştir. Bunu takiben soğuk zincir yönetimi ile ilgili uluslararası düzenlemeler, kılavuzlar ve Türkiye’deki soğuk zincir uygulamalarına yer verilmiştir.

LookUs & Online Makale
w