
| 1. | THDBD 2019-2 Cilt 76 Tüm Dergi TBHEB 2019-2 Vol 76 Full Printed Journal Utku ErcömartSayfalar 124 - 229 Makale Özeti | |
| ARAŞTIRMA | |
| 2. | Yozgat Çevresinde Yaşayan Çocuklarda Brusella Antikor Seropozitifliği Brucella Antibody Seropositivity In Children Living Around Yozgat Seda Sabah Özcan, Ghaniya Daar Ede, Neziha Yilmazdoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.43660 Sayfalar 125 - 130 GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Bruselloz, dünya ölçeğinde görülen zoonotik bir hastalıktır. Türkiye’de yüksek morbidite ve düşük mortalite ile ilişkili halk sağlığı problemleri arasında yer almaktadır. Gelişmiş ülkelerde oldukça nadir görülür. Yüksek morbiditeli olması ve ekonomik kayıplara yol açması nedeniyle ülkemizde ve gelişmekte olan ülkelerde halen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak devam etmektedir. Ülkemizde, olguların büyük çoğunluğunu hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan bireyler oluşturur. Bruselloz patognomonik bulgularla seyreden bir hastalık olmadığından tanının doğrulanması için serolojik ve bakteriyolojik testler gereklidir. Dünyada, özellikle endemik bölgelerdeki bruselloz vakalarının %20-30'unu çocuklar oluşturmaktadır. Çocukluk çağı bruselloz daha ziyade pastörize olmayan süt ve süt ürünlerinin tüketiminden kaynaklanır. Yozgat ilinde çiğ süt ve süt ürün kullanımı yaygındır. Çocukluk çağında brusella antikor seropozitifliği ile ilgili veriler çok sınırlıdır. Bu çalışmada Yozgat ve çevresinde yaşayan çocuklarda brusella antikor seropozitifliğinin araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 1-15 yaş grubunda sağlıklı 238 çocuk dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen çocukların ebeveynlerinden aydınlatılmış onam alındı. Çocukların hane halkı sayısı ve yaşadıkları yerler (kırsal veya kentsel bölge) sorgulandı. Serum örneklerinde ELISA yöntemi kullanılarak Brucella antijenlerine karşı antikorların varlığı araştırıldı. BULGULAR: Bulgular: Çalışmaya alınan 238 çocuğun yaş ortalaması 7.3 ± 4.1 olup çocukların %48’i kız %52’si erkek idi. Çalışmaya dahil edilen çocukların 71’i (%30)’u kırsal 167’si (%70)’i kentsel bölgede yaşamaktaydı. Çalışma kapsamına alınan çocukların %1.6 ‘sında Brusella Ig G antikoru pozitif olarak saptanırken olguların hiçbirinde Brusella IgM antikoru saptanmadı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Çalışmamızda seropozitivitenin yüksek bulunması, çalışma populasyonunun hastane başvuruları arasından oluşturulması, günümüzde pastorize olmayan süt ve süt ürünleri kullanılması ve ailelerin zaman zaman kırsal kesimden gelen süt ürünlerini kullanıyor olmasından kaynaklanabilir. Çocuklarda bruselloz, daha çok subakut veya asemptomatik olarak geçirildiğinden genellikle tedavisiz kalır. Tedavisiz kalan olgularda kronikleşme ve buna bağlı olarak ileri yaşlarda gelişebilecek sekeller nedeni ile çocuklarda bruselloz özellikle endemik bölgelerde araştırılması gereken bir halk sağlığı sorunudur. |
| 3. | Manisa İli Hepatit A Seronegatifliği ve Sosyal Belirleyicilerle İlişkisi, 2014 Hepatitis A seronegativity and its relationship with social determinants in Manisa Province, 2014 hilal görgel kahraman, Özgen Alpay Özbek, Mestan Emek, Gonca Atasoylu, Özgur Sekreter, Belgin Unaldoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.05826 Sayfalar 131 - 140 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmada 2014 yılı Manisa İli’nde iki yaş üstü nüfusta, hepatit A seronegatifliğinin sosyal belirleyicilerle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırmanın bağımlı değişkeni, hepatit A seronegatifliği; bağımsız değişkenleri cinsiyet, yaş grubu, öğrenim durumu, mesleksel durum, yıllık kişi başı eşdeğer gelir, algılanan gelir durumu, hane yoğunluğu (odabaşına düşen kişi sayısı), yerleşim yeri ve çocukluk dönemi yerleşim yeridir. Serum örneklerinde anti-HAV pozitifliği elektrokemilüminesans metodu ile Roche ticari marka ürünü olan Cobas e 411 (Roche Diagnostics GmbH, Mannheim, Germany) analizörü ve bu analizörle uyumlu Roche Cobas Elecsys anti-HAV kiti ile üreticinin önerileri doğrultusunda çalışılmış ve yorumlanmıştır. Bağımsız değişkenlerle bağımlı değişken arasındaki ilişki kategorik değişkenler için ki-kare testi ile incelenmiştir. Her bir değişkene ait kaba ve yaşa göre düzeltilmiş Odds Ratio (OR) ve %95 güven aralıkları (GA) lojistik regresyon yöntemiyle hesaplanmıştır. BULGULAR: Araştırmada 1223 kişinin veri ve örneği değerlendirilmiştir. Hepatit A seronegatifliği %24.4 olarak saptanmıştır. Hepatit A seronegatifliğinin en yüksek olduğu yaş grupları 2-9, 10-19 ve 20-29 olup sırasıyla,%78.5, %65.8 ve %31.3 olarak bulunmuştur. 30 yaş ve üzeri gruplarda seronegatiflik %5.5-%0.0 olarak değişmektedir. Hepatit A seronegatifliğinin en düşük olduğu ilçe Köprübaşı (%8.30), en yüksek olduğu ilçe ise Kırkağaç’tır (%34.6). Araştırmada hepatit A seronegatifliğinin sosyal belirleyicilerle ilişkisine bakıldığında; yıllık kişi başı eşdeğer geliri ≤3265TL olma (OR: 0.61, %95 GA: 0.42-0.90) ve hane yoğunluğuna göre kişi sayısı 1’den fazla olma (OR: 0.48, %95GA: 0.32-0.71) ile hepatit A seronegatifliği arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Hepatit A seronegatifliği ile cinsiyet, çocukluk dönemi yerleşim yeri, yerleşim yeri, öğrenim durumu, mesleksel durum, algılanan gelir düzeyi ve hanedeki tuvaletin konumu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). TARTIŞMA ve SONUÇ: Çocukluk döneminde seronegatiflik ve bulaştırıcılığın yüksek olması, ilerleyen yaşla birlikte morbidite ve mortalitenin artması nedeniyle aşılama yapılmalıdır. Sağlık hizmet gereksinimi belirlenirken hepatit A seronegatifliğinin yüksek olduğu bölgeler, düşük gelirli ve kalabalık aileler öncelenerek bağışıklama ve sağlık eğitimi hizmeti verilmelidir. NOT Çalışma 19. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi’nde(15-19 Mart 2017, Antalya) sözel bildiri olarak sunulmuştur. |
| 4. | Terme ilçesinde Shilella sonnei enfeksiyonu salgını, Türkiye, Eylül 2012 Outbreak of Shigella sonnei infection in Terme City, Turkey, September 2012 SELMUR TOPAL, HUSEYIN CELIK, Şenol YILMAZ, Erdinç Özoğlu, Okan Karaoğlanoğlu, Fehminaz Temel, HULYA SIRINdoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.90277 Sayfalar 141 - 148 GİRİŞ ve AMAÇ: Türkiye’de her yıl su kaynaklı akut gastroenterit salgınları görülmekle birlikte bunların sadece bazıları ayrıntılı olarak araştırılmaktadır. Samsun Halk Sağlığı Müdürlüğü, 24 Eylül 2012 tarihinde, Terme ilçesinde akut gastroenterit vakalarında artış olduğunu Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’na bildirmiştir. Bu salgın, salgının kaynağını ve bulaş yolunu tespit etmek ve salgın ile ilgili kontrol önlemlerini almak amacı ile incelenmiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Eşleştirilmiş vaka kontrol çalışması yapılmıştır. Araştırmada olası vaka Terme İlçesinde ikamet eden, günde 2 ve daha fazla ishal ve kusma veya karın ağrısı, bulantı, ateş ve diğer semptomlardan iki ve daha fazlasına sahip olan kişi olarak tanımlanmıştır. Çalışmada 15-24 Eylül tarihleri arasında hastaneye başvuran olası vakalar ve bunların 1.1 eşleştirme ile komşularından seçilen kontroller maruziyet açısından karşılaştırılmıştır. Etkenin tespit edilmesi için hastaneye başvuran vakaların 33’ünden gaita numunesi alınmış, mikrobiyolojik, viral ve parazitolojik inceleme yapılmıştır. Salgına neden olduğu düşünülen kontaminasyonun tespit edilmesi amacı ile su kaynakları, deposu ve su şebeke sistemi de incelenmiş ve su örnekleri alınmıştır. BULGULAR: Akut barsak enfeksiyonu sürveyans verilerinin incelenmesinde hastaneye 4050 gastroenterit tanısı ile ilişkili ICD10 tanı kodları ile başvuru olduğu belirlenmiştir. Atak hızı %9.2’dir. Salgın incelemesinde 112 olası vakanın %65’inin kontrollerin ise % 50’sinin musluk suyu içtiği (ORadj=1.9; %95 GA: 1.1-3.5), buna karşılık vakaların %39’unun kontrollerin ise %54’ünün şişe suyu içtikleri (ORadj=0.51, %95 GA: 0.29-0.90) belirlenmiştir. Toplanan 33 gaita örneğinin 27’sinde kültür sonucu Shigella sonnei, değişik noktalardan alınan 52 su örneğinin 18’inde total koliform (47-500) ve 4’ünde E. coli (5-20) tespit edilmiştir. Çevresel incelemede su deposunun yakınlarında kırık su borusu tespit edilmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu geniş çaplı salgın, kontamine musluk suyunun içilmesine bağlı büyük bir Shigella sonnei salgınıdır. Su şebeke sisteminin incelenmesi ve tamir edilmesi sağlanmıştır. |
| 5. | Meram ilçesinde ev tipi su arıtma cihazların kullanım sıklığının belirlenmesi ve içme suyu kalitesine etkisi Determination of usage frequency of household type water purifiers and effects on drinking water quality in Meram district YUSUF KENAN BOYRAZ, Lutfi Saltuk Demir, Kübra Eken, Muhammed Fatih TABARA, Reyhan Evci, Yasemin Durduran, Mehmet Uyar, Tahir Kemal ŞAHİNdoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.90197 Sayfalar 149 - 156 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, ev tipi su arıtma cihazlarının Meram ilçesinde kullanım sıklığının tespit edilmesi ve bu cihazların içme suyunun mikrobiyolojik ve kimyasal kalitesine etkisinin saptanması amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Kesitsel tipteki bu çalışma Konya ili Meram ilçesinde 1 Nisan – 1 Haziran 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü G-Power 3.1.9.2 bilgisayar programı ile Meram ilçesinde ev tipi su arıtma cihazı kullanım prevalansı bilinmediğinden %50 alınarak %95 güven aralığında (α=0.05), %7 sapma, %80 güç ve desen etkisi 2 olacak şekilde 810 hane olarak hesaplanmıştır. Meram ilçesindeki mahallelerden örnekleme seçilen 810 haneye ulaşılmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul eden katılımcılara yüz yüze görüşme yöntemiyle anket uygulanmıştır. Ev tipi arıtma cihazı kullanılan ve analiz için ulaşılabilen hanelerin şebeke sisteminden ve arıtma cihazlarından, mikrobiyolojik ve kimyasal analiz için su örnekleri alınmıştır. Mikrobiyolojik analiz membran süzme yöntemiyle Konya Halk Sağlığı Laboratuvarında yapılmıştır. Kimyasal analizler; pH, iletkenlik, serbest klor, amonyum, nitrit, florür, kalsiyum, magnezyum ve toplam sertlik analizleri Hach Lange DR 3900 UV spektrofotometresiyle ve Hach Lange HQ40D pH-iletkenlik cihazıyla, Meram Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’nda yapılmıştır. BULGULAR: Görüşülen 810 hanenin 67'sinde (% 8.3) su arıtıcılarının kullanıldığı tespit edilmiştir. Ev tipi su arıtma cihazlarından önce, musluk suyundan alınan örneklerin hiçbirinde toplam koliform bakterilerin üremesi görülmemiştir. Arıtılmış sudan alınan bir örnekte ise 9 kob/100 mL toplam koliform bakteri üremesi gözlemlenmiştir (% 2.5). Serbest klor, pH, iletkenlik, florür, kalsiyum, magnezyum ve toplam sertlik analizlerin, şebeke suyuna kıyasla arıtılmış suda önemli ölçüde düşük olduğu tespit edilmiş; nitrit ve amonyum analizlerinde ise önemli bir farklılık gözlenmemiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Ev tipi su arıtma cihazları hem hijyenik açıdan hem de sağlık için faydalı olan; florür, kalsiyum, magnezyum mineralleri ile suyun toplam sertliğini önemli ölçüde azaltmasından dolayı sağlıklı ve kaliteli bir içme suyu tercihi olarak bulunmamıştır. Düzenli bakım yapılmasına rağmen iyi hijyen sağlanamadığı durumda mikrobiyolojik açıdan halk sağlığı sorunu ortaya çıkmasına sebep olabilirler. |
| 6. | Yeni Zelanda Beyaz Tavşanların Serum Biyokimyasal Parametrelerin Normal Değerleri Normal values of biochemical parameters in serum of New Zealand White Rabbits Özcan Özkan, Selcuk PEKKAYAdoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.53254 Sayfalar 157 - 162 GİRİŞ ve AMAÇ: Bir organ kompleksi olan laboratuvar hayvanları biyomedikal çalışmalarda insanlar için model olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle, laboratuvar hayvanlarının normal fizyolojik değerleri hakkında bilgi, sağlık durumlarıyla ilgili önemli bilgiler sağlar. Bu çalışmada da Yeni Zellanda tavşanlarının serum normal biyokimyasal değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Toplam 93 adet (60♂; 33♀) tavşanın kulaklarından kan alındı. Serum örneklerinde biyokimyasal testler yapıldı. Analizler için biyokimyasal parametrelerin belirlenmesinde ticari teşhis kitleri kullanıldı. İstatiksel olarak, erkek ve dişi tavşana göre değişkenlerin ortalama değerleri arasındaki fark bağımsız örnek t-testi ile analiz edildi. BULGULAR: Erkek ve dişi tavşanlar arasında albümin, protein, CK ve LDH (p <0.05) değerleri istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Öte yandan dişi tavşanlarda kreatinin, kolesterol ve Mg değerleri (p <0.05) önemli derecede artmıştır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Hayvanların sağlık durumlarının değerlendirmesi için düzenli aralıklarla biyokimyasal testler yapılmalıdır. Birçok değişkene bağlı olduğundan, araştırmalarda kullanılan hayvanlarda aynı koşullardaki kontrol grubunun değerleri temel alınmalıdır. |
| 7. | Kanser erken teşhis ve tarama eğitim merkezleri'ne (KETEM) başvuran kadınlarda Human Papillomavirüs (HPV) sıklığının değerlendirilmesi ve genotiplerin analizi Evaluation of the frequency of Human Papillomavirus (HPV) in women admitted to cancer early diagnosis and screening training centers (KETEM) and analysis of HPV genotypes Özgur Kan, Umit GORKEM, Ahmet Barış, Özgur Kocak, Cihan Togrul, Engin Yıldırımdoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.47123 Sayfalar 163 - 168 GİRİŞ ve AMAÇ: Serviks kanseri Türkiye'de en sık görülen jinekolojik kanserler arasındadır. Human Papillomavirüs (HPV) genotipleri ile servikal maligniteler arasında kuvvetli bir neden sonuç ilişkisi mevcuttur ve bölgeler arasında bu genotiplerin dağılımı farklılıklar göstermektedir. HPV dağılımı üzerine yapılmış populasyon temelli epidemiyolojik çalışmaların eksikliği sebebiyle prevalans ile ilgili veriler kısıtlıdır. Çalışmanın amacı Çorum ilindeki Human Papillomavirüs (HPV) pozitiflik oranlarının ve yüksek riskli HPV tiplerinin dağılımlarının incelenerek, Türkiye genelinde HPV haritası çıkarılmasıdır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çorum ili Kanser Erken Teşhis ve Tarama Eğitim Merkezleri'ne (KETEM), Ağustos 2014 ile Ocak 2018 yılları arasında başvuran toplam 33.649 kadın dahil edilmiştir. Çalışma öncesi üniversite etik kurulundan gerekli onamlar alınmıştır. Servikal sürüntü örnekleri HPV-DNA inceleme için toplanmış ve PCR yöntemi ile HPV DNA araştırılmıştır. HPV DNA sonucunun pozitif olduğu belirlenen olgularda genotiplendirme için yeniden analiz yapılmıştır. Ek olarak, HPV pozitif olan olgularda sitolojik inceleme sonuçları karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen kadınlarda HPV DNA pozitiflik oranı %3.29 olarak saptanmıştır. HPV DNA pozitifliği saptanan 1108 olguda, serviks kanseri açısından en yüksek riskli alt tipler olan Tip 16 ve Tip 18 sıklıkları, sırasıyla %14.69 ve %1.17 olarak izlenmiştir. HPV DNA pozitifliği izlenen kadınların sitolojik sonuçları incelendiğinde %66.52'sinde prekanseröz lezyon saptanmamıştır ve bu hastaların %41.34'ünde enfeksiyon ilişkili sitoloji sonuçları gözlenmiştir. En sık izlenen sitolojik anormal sonuç %8.21 ile LGSIL olarak görülmüştür. TARTIŞMA ve SONUÇ: HPV tiplendirme serviks kanseri tarama programlarında giderek önem kazanmaktadır. Bölgesel farklılıklar ve literatürde yer alan çalışmaların metodolojisindeki heterojen dağılım düşünüldüğünde Sağlık Bakanlığı'nın 2019 yılında yayınlaması beklenen Türkiye geneli tarama programı sonuçları HPV prevalansının ve bölgeler arasındaki dağılımın değerlendirilmesinde yol gösterici olacaktır. HPV genotiplerinin yaygınlığının değerlendirilmesi ve ülkenin her bölgesinden edinilen verilerin analizi ile uygun aşılama ve korunma politikaları geliştirilebilir. |
| 8. | Yoğun Bakım Ünitesinde Gelişen Sağlık Bakım İlişkili Candida İnfeksiyonlarının Değerlendirilmesi Evaluation Of Health-Care Associated Candida Infections In An Intensive Care Unit Serife Cetin, Hafize Sav, İlhami Çelik, Elif Bolat, Fahriye Afsar Cagır, TUĞBA BULUT, Gulden Şengül, Serpil Başlarlı, Özlem Kaya Hassudoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.78785 Sayfalar 169 - 176 GİRİŞ ve AMAÇ: Candida türleri sağlık bakım ilişkili (SBİ) infeksiyona yol açan tedavisi güç, mortalitesi yüksek patojenlerden birisidir. Sağlık bakım ilişkili Candida infeksiyonu insidansı bin hasta gününde 0.8-4.5 ve mortalitesi %5.8-%83.3 arasındadır. Bu çalışmada Candida türlerine bağlı gelişen SBİ infeksiyon sıklığı, Candida türleri, risk faktörleri ve mortalitenin irdelenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde (YBÜ), 1 Ocak 2014 - 31 Aralık 2016 tarihleri arasında takip edilen 3399 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hasta ve laboratuvara dayalı aktif sürveyans yöntemi ve Centers for Disease Control and Prevention (CDC) tanı kriterleri eşliğinde Candida infeksiyonu tanısı alan 41 olgu retrospektif olarak değerlendirildi. BULGULAR: Sağlık bakım ilişkili Candida infeksiyon insidansı bin hasta gününde 3.7 olduğu tespit edilmiştir. Hastaların %53.7 (n=22)’si kadın ve %85.3 (n=35)’i 65 yaşın üzerinde olduğu belirlenmiştir. Candida infeksiyonlarının %73.1’inin üriner kateter ilişkili üriner sistem enfeksiyonu (ÜKİ-ÜSE) olduğu saptanmıştır. İzole edilen Candida türlerinin %73.2 (n=30)’sinin non-albicans olduğu bulunmuştır. Mortalitenin %70.7 (n=29) olduğu belirenmiştir. Mekanik ventilatör (MV) desteğinde olan 17 hastanın 15’inin öldüğü (p=0.038), total paranteral nutrisyon (TPN) tedavisi uygulanan 19 hastanın ise 17’sinin öldüğü saptanmıştır (p=0.014). Candida türüne göre mortalite incelendiğinde, Candida albicans üremesi olan 11 hastanın 10’unun, non-albicans üremesi olan 30 hastanın ise 19’unun öldüğü tespit edilmiştir (p=0.086). Cinsiyet, yaş, diyaliz tedavisi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), diyabetes mellitus (DM), kardiyo-vasküler hastalık (KVH), böbrek hastalığı (BH), üriner kateter (ÜK) ve santral venöz kateter (SVK) gibi risk faktörlerinin mortalite ile ilişkisinin olmadığı saptanmıştır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız sonucunda, hastanede yatış süresinin uzaması, MV desteği, TPN tedavisi ve Candida türlerinin mortaliteyi etkileyeceği belirlenmiştir. YBÜ’de çalışan sağlık profesyonellerinin invaziv işlemlerde asepsiye uyması, doğru bir şekilde el hijyeni sağlaması, infeksiyon kontrol önlemlerine etkin olarak uyması ile birlikte bu profesyonellere periyodik olarak eğitim verilmesi ve sağlık bakım standartlarının artırılması sonucunda SBİ Candida infeksiyon insidansı ve mortalitesi azaltılabilir. |
| 9. | Gastroenterit semptomları olan olgularda Adenovirüs sıklığının shell-vial hücrü kültürü yöntemi ile saptanması Detection of adenovirüs frequency in cases with gastroenteritis symptoms by shell-vial cell culture AYSEGUL AKSOY GOKMEN, Candan Cicek, Hale Kalfaoglu, Eylem Ulaş Sazdoi: 10.5505/TurkHijyen.2018.38233 Sayfalar 177 - 182 GİRİŞ ve AMAÇ: Virüslere bağlı gastroenteritler tüm dünyada yaygındır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde çocuklar için son derece önemli bir sağlık sorunu ve önde gelen bir mortalite sebebidir. Viral patojenler arasında rotavirüs (%25-65) ve enterik adenovirüsler (%5-15) en yaygındır. Bu çalışmada Ocak 2010- Mart 2014 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Viroloji Laboratuvarına gastroenterit ön tanısı ile gönderilen hastaların dışkı örnekleri incelendi. Dışkı örneklerinde Adenovirüs sıklığının shell-vial hücre kültürü tekniği ile belirlenmesi, yaş ve mevsimlere göre dağılımının araştırılması amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: 264 akut gastroenterit ön tanılı hasta retrospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Adenovirüs izolasyonunda shell-vial hücre kültürü yöntemi ve HEp-2 hücre dizisi (German Collection of Microorganisms and Cell Cultures, DSMZ, Almanya) kullanıldı. İşlemlerin tümü ikinci düzey güvenlik kabinlerinde yapıldı. Her hasta için bir hücre kültürü tüpü hazırlandı. Adenovirüsün saptanmasında, iki günlük inkübasyon süresi sonunda etkene özgül floresan izotiyosiyanat ile işaretlenmiş monoklonal antikor (Light Diagnostic, Millipore, ABD) kullanıldı. Floresan mikroskopta (Olympus BX50, Japonya) 20x ve 40x büyütmede değerlendirildi. En az iki veya daha fazla sayıda hücrenin tipik elma yeşili floresans verdiği örnekler pozitif olarak kabul edildi BULGULAR: Akut gastroenterit ön tanısı ile çalışmaya dahil edilen 264 hastanın 190’ı çocuk (%72.0), 74’ü (%) erişkindi. Viroloji laboratuvarına gönderilen 264 dışkı örneğinin 13’ünde (%4.9) shell-vial hücre kültürü tekniği ile adenovirüs pozitifliği bulundu (Şekil 1). Pozitif bulunan örneklerin tümü 18 yaş altı hastalardı. Olguların 111’i kadın (%42), 153’ü erkek (% 58) hasta idi. Adenovirüs pozitifliği oranı açısından cinsiyetler arasında anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). Mevsimsel sıklık açısından dışkıda shell vial hücre kültürü yöntemiyle adenovirüs pozitifliği en düşük yaz (%0.4) aylarında, en yüksek kış (%2.7) aylarında bulundu. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bölgemizde gastroenterit vakalarında enterik adenoviral etkenin de rutin olarak araştırılması gerektiğini düşündürmekle birlikte altın standart yöntem olan hücre kültürü ile yapılan çalışmamızdan elde edilen veriler epidemiyolojik verilere katkı sağlamaktadır. Anahtar sözcükler: Gastroenterit, adenovirüs, shhel-vial hücre kültürü |
| 10. | Ankilozan spondilitli hastalarda BMP-6 (rs267196 ve rs267192) genetik polimorfizmi Genetic polymorphism of BMP-6 gene (rs267196 and rs267192) in patients with Ankylosing spondylitis Özlem Öztopuz, Fatma Sılan, Özlem Coşkun, Ayla Akbaldoi: 10.5505/TurkHijyen.2019.91979 Sayfalar 183 - 194 GİRİŞ ve AMAÇ: Kemik morfogenetik proteinlerinin (BMP’ler), çeşitli popülasyonlarda Ankilozan Spondilit (AS) ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı (BMP-6) gen polimorfizminin (rs267192 ve rs267196) AS ile ilişkisini belirlemektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu vaka kontrol çalışması, Ağustos ve Kasım 2013 tarihleri arasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğinde gerçekleştirilmiştir. Kırk iki AS hastası ve 58 sağlıklı kontrol BMP-6 (rs267192 ve rs267196) polimorfizmi için ters transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) analizi ile kontrol edildi. BMP-6 polimorfizmi ile laboratuvar bulguları arasındaki ilişkiyi değerlendirildi. BULGULAR: BMP-6 rs267196 için AA, AT ve TT genotiplerinin sıklığı AS hastalarında% 9.5 (n = 4),% 38.1 (n = 16) ve % 52.4 (n = 22) idi ve ve kontrol grubunda % 15.5 (n = 9),% 44.8 (n = 26) ve % 39.7 (n = 23) sırasıyla. BMP-6 rs267196 A allel taşıyıcılar (T alelline karşı) 1.4 kat daha yüksek risk ve rs267192 T allel taşıyıcıları (C alelline karşı) AS için 1.08 kat daha yüksek risk taşıyordu. TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapılan çalışmalar BMP-6 polimorfizmini AS için olası bir risk faktörü olarak önermesine rağmen, BMP-6, rs267196 ve rs267192 allelleri çalışma grubumuzdaki hastalık riski ile ilişkili bulunmamıştır. |
| 11. | İndirekt Hemaglütinasyon Yöntemiyle anti-Echinococcus granulosus Antikorları Pozitif Saptanan Serum Örneklerinin Western Blot Testi ile Değerlendirilmesi Western blot assay of anti-Echinococcus granulosus antibody positive serum samples by indirect haemagglutination method Ayşe Semra Güreser, Gamze Gizem Duman, Fakhriddin Sarzhanov, Djursun Karasartova, Funda Dogruman Al, Aysegul Taylan Ozkandoi: 10.5505/TurkHijyen.2019.03779 Sayfalar 195 - 202 GİRİŞ ve AMAÇ: Echinococcus granulosus larvasının insanlarda sebep olduğu Kistik Ekinokokkoz (KE), ülkemizde hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı bölgelerde yaygın görülen ve tanı için klinisyen, radyolog ve mikrobiyologların multidisipliner yaklaşımını gerektiren bir zoonozdur. Enzim-linked immünassay (ELISA) ve indirek hemaglütinasyon (IHA), hastaların tanısında ilk sırada tercih edilirken Western Blot (WB) testi daha çok doğrulama amacıyla kullanılmaktadır. Fakat serolojik testlerin hastalığın tanı ve takibinde tek başına kullanımı, değişken duyarlılık ve özgüllük oranları nedeniyle önerilmemekte, uygun tanı için birden fazla serolojik testin kullanımı gerekmektedir. Çalışmamızda, Aralık 2015-2016 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı’na KE şüphesiyle gönderilen hasta serumlarında IHA yöntemiyle titrasyon veren örneklerin doğrulama testi olarak kabul edilen WB yöntemi ile değerlendirilmesi ve iki test arasındaki tutarlılığın saptanması amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: KE şüpheli örnekler E. granulosus antijenleri ile hazırlanmış IHA (Fumouze Laboratoires, Fransa) yöntemi ile analiz edilmiş, titre veren 54 örnek doğrulama testi kabul edilen WB (Anti-Echinococcus EUROLINE-WBIgG, Almanya) yöntemi ile tekrar çalışılmıştır. WB stripleri üzerindeki antijen bantlarının varlığı ve yoğunluğu ticari EURO-LineScan yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Elli dört hastanın 44’ü (%81,48) IHA ile pozitif saptanırken, WB yöntemi ile 46’sı (%85,19) pozitif olarak saptanmıştır. Altı (%11,12) hasta IHA ile negatif (< 1/320 titre) olarak saptanırken WB testi ile pozitif olarak saptanmıştır. Bunlardan iki tanesi 1/80, dört tanesi de 1/160 titrede IHA negatif olarak saptanmıştır. Cohen's Kappa analizi ile iki test arasında düşük (fair, slight) tutarlılık olduğu saptanmıştır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak KE tanısında sadece IHA testi ile pozitif olan hastalar atlanabilmekte; bu nedenle immün-tanısal testlerin birlikte kullanımı tanıda duyarlılığı arttırmaktadır. IHA ile tarama, WB ile doğrulama yapılması durumunda kit kullanım kılavuzuna göre negatif olarak değerlendirilse dahi daha doğru sonuç verme açısından, 1/80’den itibaren titrasyon veren tüm serumların WB ile analizi önerilir. |
| 12. | Polikistik over sendromunda progesterone tedavisinin pulmoner fonksiyonlara etkisi Effects of progesterone treatment in polycystic ovary syndrome on pulmonary functions Fikriye Karanfil Yaman, Sertaç Arslandoi: 10.5505/TurkHijyen.2019.46656 Sayfalar 203 - 210 GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda polikistik over sendromlu hastaların solunum fonksiyon testlerinin değerlendirilmesi ve progesteron tedavisinin solunum fonksiyonlarına etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Eğitim araştırma hastanesi kadın doğum kliniğinde Rotterdam Kriterleri’ne göre polikistik over sendromu (PKOS) tanısı almış hastalar ve PCOS olmadığı bilinen sağlıklı kadınlar üniversite hastanesi göğüs hastalıkları kliniğinde solunum fonksiyon testi (SFT) ile değerlendirildi. SFT’den bağımsız olarak, PKOS hastaları kadın doğum kliniğinde iki siklus boyunca, siklusun 16 ve 25. günleri arasında medroxyprogesterone acetate ile tedavi edildi. Tedavi sonrasında hastalar tekrar SFT ile değerlendirildi. Bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında Paired Sample t-test, normal dağılım göstermeyen değişkenlerde Mann-Whitney U test ve Wilcoxon test kullanıldı. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Tedavi sonrası FEV1 ve FVC değerleri tedavi öncesine göre anlamlı olarak artmış bulundu. TARTIŞMA ve SONUÇ: PKOS hastalarının tedavi öncesi SFT değerleri ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptanmazken, tedavi sonrası FEV1 ve FVC değerleri artmış bulundu. |
| 13. | Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğüne Bağlı Okullarda 2017-2018 Eğitim Öğretim Yılında Yapılan “Beyaz Bayrak İşbirliği Protokolü” Uygulamalarının Değerlendirilmesi Evaluation of The Application of The "White Flag Cooperation Protocol" in The Schools of National Education Directorate of Province of Ankara in 2017-2018 Academic Year Asiye Çiğdem Şimşek, Zuhal Yıldırım, Seçil Özkandoi: 10.5505/TurkHijyen.2019.19327 Sayfalar 211 - 220 GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Okul çağı, çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal yönden büyüme ve gelişmelerinin hızlandığı, beslenme ve temizlik alışkanlıklarının geliştiği ve sağlıklı yaşamın temellerinin atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde kazandırılacak hijyen alışkanlıkları birey olma yolundaki çocuğun gelişimi için oldukça önemlidir. Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında, eğitim kurumlarının hijyen konusunda teşvik edilmesi, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi, yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve yeterli eğitim almış sağlıklı nesiller yetiştirilmesi amacıyla “Beyaz Bayrak İşbirliği Protokolü” 2006 yılında imzalanarak çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmada Ankara’da “Beyaz Bayrak İşbirliği Protokolü” uygulamalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu tanımlayıcı çalışmada, Ankara ilinde “Beyaz Bayrak İşbirliği Protokolü” çerçevesinde İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkili personeli tarafından 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında gerçekleştirilen denetimler sonucunda “Beyaz Bayrak Sertifikası” alan okullar değerlendirmeye alınmıştır. BULGULAR: Ankara İlinde İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullarda 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında yapılan “Beyaz Bayrak İşbirliği Protokolü” uygulamaları değerlendirilmiştir. 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında Ankara ilinde bulunan 2868 okulun %41.9'u (1204) “Beyaz Bayrak ve Beyaz Bayrak Sertifikası” sahibi okul sayısı olmuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ: Ülkemizde nüfusun beşte birini öğrenciler oluşturmaktadır. Okul çağları sağlık bilincinin oluşturulması, sağlıklı nesiller yetiştirilmesi için önemli bir zaman dilimidir. Bu nedenle okulların hijyenik donanımı ve çevre koşulları, temel sağlığın korunmasında büyük önem arz etmektedir. Ankara İli okullarında “Beyaz Bayrak Sertifikası” müracaatında görülen artışla okulların hijyenik donanımı ve çevre koşullarının iyileştirilmesi sağlanmıştır. Ayrıca, önümüzdeki eğitim ve öğretim yılında “Beyaz Bayrak Sertifikası” alan okul sayısının artırılması, okulların hijyenik donanımı ve çevre koşullarının iyileştirilmesine yönelik eğitim ve araştırma çalışmalarının devam etmesi planlanmaktadır. |
| DERLEME | |
| 14. | Biyolojik Olmayan Kompleks İlaçlar Non-Biological Complex Drugs BÜŞRA CESUR, Devrim Demir Doradoi: 10.5505/TurkHijyen.2019.95770 Sayfalar 221 - 228 Biyolojik olmayan kompleks ilaçlar son yıllarda yeni bir ilaç grubu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kompleks ilaçlar kimyasal ve biyolojik ilaç sınıfına girmeyen, etkin maddesi homo-moleküler yapıda olmayan, son teknoloji fizikokimyasal analitik yöntemlerle izole edilemeyen, bütünüyle miktar tayini yapılamayan ve karakterize edilemeyen yapılardan oluşan, kimyasal olarak sentezlenemeyen, biyolojik olmayan, çoğunlukla nanopartiküler sistemlerle kompleks halde bulunan tıbbi ürünlerdir. Biyolojik olmayan kompleks ilaçlar lipozomları, glatiramoitleri, demir karbonhidrat komplekslerini, polimerik miselleri ve nano-ilaçları kapsamaktadır. Bu ilaçlar hazırlama teknolojisi açısından biyolojik ve kimyasal ilaçlardan farklılıklar gösterir. Biyolojik olmayan kompleks ilaçların üretimi sırasında ortaya çıkan en büyük problem üretim sürecinin kontrol edilememesi, dolayısıyla seriler arasında farklılıkların olmasıdır. Biyobenzer ürünler gibi bu ürünlerde de her farklı seri üretimde aynı değil, benzer ürün elde edilmektedir. Biyolojik olmayan kompleks ilaçların boyut ve boyut dağılımı, yüzey yükü ve bileşimi gibi fizikokimyasal özellikleri biyolojik sistemlerle olan etkileşimlerine, dolayısıyla da biyolojik aktivitelerine etki eden faktörlerdir. Canlı kaynaklardan elde edilmemiş olsalar da, biyolojik ilaçlar gibi immünojenisiteye ve moleküler kompleksliğe sahiptirler. Bu tıbbi ürünlerin üretim sürecinde ortaya çıkan küçük değişiklikler bile istenmeyen immün sistem yanıtlarına, güvenlilik sorunlarına ve terapötik etkilerinin azalmasına neden olabilir. Bu ilaçların ruhsatlandırılmasına ilişkin gereklilikler ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelerde tam olarak kesinleşmiş değildir. Biyolojik olmayan kompleks ilaçlarla ilgili yasal düzenlemelerde EMA ve FDA arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle bu ürünlerin etkili ve güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için, global harmonizasyon ile gereklilikler ortaya konmalı, onay sürecinde ve sonrasında izlenmesi gereken kılavuzlar yayınlanmalıdır. Bu ürünlerle ilgili yapılan farmakodinamik, farmakokinetik ve advers etki konusundaki çalışmalar yetersizdir. Bu derlemede lipozomlar, glatiramoitler, demir karbonhidrat kompleksleri ve polimerik miseller ile ilgili genel bilgiler sunulmuştur. |