
| TÜM DERGİ | |
| 1. | THDBD 2025-3 Cilt 82 Tüm Dergi TBHEB 2025-3 Vol 82 Full Printed Journal Utku ERCÖMERTdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.79989 Sayfalar 362 - 507 Makale Özeti | |
| ARAŞTIRMA | |
| 2. | Ankara Etlik Şehir Hastanesi immünfiksasyon elektroforezi verilerinin değerlendirilmesi Evaluation of immunofixation electrophoresis data of Ankara Etlik City Hospital Aziz ŞENER, Gülce KİREN, Canan TOPÇUOĞLU, Gülşah DEMİRCİ, Alpaslan ÖZTÜRK, Şeyda ÖZDEMİR, Funda GÜÇEL, Serap FIRATdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.37630 Sayfalar 363 - 368 GİRİŞ ve AMAÇ: Monoklonal gammopati, monoklonal immünoglobulin (M-protein) üreten tek bir B hücre klonunun anormal çoğalmasıdır. Serum protein elektroforezi (SPE) ve immünofiksasyon elektroforezi (IFE) M-proteinini tespit etmek için yaygın olarak kullanılır. IFE esas olarak, M-protein tiplerini ve klonaliteyi tespit etmek için kullanılır. Yeni kurulan hastanemizin laboratuvarında analiz edilmiş idrar ve serum IFE testlerinin sonuçları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya laboratuvarımızda 1 Kasım 2022 ile 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında Hydrasis 2 (Sebia, Fransa) ile analiz edilen 962 serum immünfiksasyon elektroforezi sonucu dahil edilmiştir. Ayrıca, serum immünfiksasyon elektroforezinde paraprotein bantları olan ve idrar immünfiksasyon elektroforezi istenen hastalardan alınan 51 örneğin sonuçları da dahil edilmiştir. BULGULAR: Toplam 962 serum immünfiksasyon elektroforezi sonucunun 220 (%22,9)’sinde paraprotein bandı tespit edilmiştir. Serum immünfiksasyon elektroforezinde paraprotein bandı saptanan 52 hastanın 18 (%34,6)’inin idrar immünfiksasyon elektroforezinde paraprotein bandı saptanmıştır. Serum immünfiksasyon elektroforezinde 66 (%30) hastada IgG kappa monoklonal bant, 50 (%22,7) hastada IgG lambda monoklonal bant, 19 (%8,6) hastada IgA kappa monoklonal bant, 14 (%6,4) hastada IgA lambda monoklonal bant, 22 (%10) hastada serbest hafif zincir bandı tespit edilmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: En sık görülen paraprotein bandı olarak IgG kappa ve ikinci en sık görülen paraprotein bandı olarak IgG lambda tespit ettik. Çalışmamız, yeni kurulan hastane laboratuvarımızda tespit edilen monoklonal gammopati sıklığını ve tipini tahmin etme ve literatür verileri ile karşılaştırma imkanı vermiştir. Ayrıca, çalışmada elde edilen veriler, gelecekte kurulacak hastane laboratuvarları ile karşılaştırma yapılmasına olanak sağlamıştır.En sık görülen paraprotein bandı olarak IgG kappa ve ikinci en sık görülen paraprotein bandı olarak IgG lambda tespit ettik. Çalışmamız, yeni kurulan hastane laboratuvarımızda tespit edilen monoklonal gammopati sıklığını ve tipini tahmin etme ve literatür verileri ile karşılaştırma imkanı vermiştir. Ayrıca, çalışmada elde edilen veriler, gelecekte kurulacak hastane laboratuvarları ile karşılaştırma yapılmasına olanak sağlamıştır. |
| 3. | Kırşehir ilinde Hepatit C enfeksiyonu olan hastalarda Hepatit C virus genotipleri: 9 yıllık sonuçların değerlendirilmesi Hepatitis C virus genotypes in patients with Hepatitis C infection in Kırşehir province: Evaluation of 9 year results Tuğba AVAN MUTLUdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.79664 Sayfalar 369 - 376 GİRİŞ ve AMAÇ: Hepatit C virusu (HCV) kronik hepatitlerin en önemli nedenlerinden biridir. HCV tedavi öncesinde genotip tayininin yapılması hasta yönetimi açısından önerilmektedir. Bu çalışmada da amaç, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı’na gönderilen HCV RNA pozitif örneklerde, HCV genotip dağılımının belirlenmesidir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza 1 Temmuz 2014 - 1 Temmuz 2023 yılları arasında HCV genotip tayini için gönderilen HCV-RNA pozitif kronik hepatit C’li hastalara ait kan örnekleri dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, hastane elektronik bilgi sisteminden elde edilmiştir. HCV-RNA düzeyleri 2014-2022 yılları arasında gerçek zamanlı PCR yöntemi Cobas TaqMan (Roche Diagnostics, Almanya) cihazı ile, 2022 ve 2023 yıllarında Montania 4896 (Anatolia Geneworks, Türkiye) cihazı ile araştırılmıştır. BULGULAR: Örneklerden 84 (%59)’ünün genotip 1, 15 (%11)’inin genotip 2, 21 (%15)’inin genotip 3 ve 19 (%13)’unun ise genotip 4 olduğu belirlenmiştir. Ayrıca 3 (%2) hastada mix genotip saptanmıştır. Genotip 1 olarak saptanan örneklerin 14 (%10)’ü genotip 1a, 58 (%41)’i genotip 1b ve 12 (%8)’si genotip 1 olarak tespit edilmiştir. Numunelerden 123 (%87)’ü Türk hastalardan oluşurken 19 (%13)’u yabancı uyruklu hastalardan oluşmaktadır. Bu 19 hastanın 6 (%31,5)’sının genotip 1, 2 (%10,5)’sinin genotip 2, 7(%37)’sinin genotip 3, 3 (%16)’ünün genotip 4 ve 1 (%5)’inin mix genotipte olduğu belirlenmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: HCV genotiplerinin dağılımı göçler ve yaşam standartlarının değişmesi ile sürekli değişim göstermektedir. HCV genotiplerinin belirlenmesi ve takibi, epidemiyolojik verilerin düzenli kaydedilmesine olanak vermiştir. Bu sayede hasta takibi ve yönetiminin daha sistematik olmasına katkı sağlamıştır. Bu çalışmada, HCV genotip 1b ülkemiz genelinde yapılan çalışmalara benzer şekilde en yüksek oranda görülmekle birlikte, genotip 1 dışındaki genotipler de hastalarımızda saptanmıştır.Bu çalışmada, HCV genotip 1b ülkemiz genelinde yapılan çalışmalara benzer şekilde en yüksek oranda görülmekle birlikte, genotip 1 dışındaki genotipler de hastalarımızda saptanmıştır. |
| 4. | Türkiye’de tansiyon, kan şekeri ve kolesterol ölçümü koruyucu sağlık hizmetlerinin kullanımını etkileyen faktörler, 2019 yılı Factors affecting the use of blood pressure, blood sugar and cholesterol measurement preventive health services in Türkiye, 2019 Leyla KANMAZ DEMİR, Özgür UĞURLUOĞLUdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.78466 Sayfalar 377 - 392 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de koruyucu sağlık hizmetlerinin (tansiyon ölçümü, kolesterol ölçümü ve kan şekeri ölçümü) kullanım düzeyini ortaya koymak ve bireylerin koruyucu sağlık hizmetlerini kullanmasında etkili olduğu düşünülen bireysel, sosyodemografik, toplumsal ve sistemsel faktörleri tespit etmektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ulusal düzeyde düzenli olarak yapılan Türkiye Sağlık Araştırması 2019 yılı veri seti kullanılmıştır. Türkiye Sağlık Araştırması’na katılan 18 yaş ve üzerindeki toplam 16.253 bireyden elde edilen veriler SPSS 23.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanılarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Araştırmada yapılan analiz sonuçlarına göre katılımcıların %88,6’sı tansiyon, %83,7’si kolesterol ve %88,9’u kan şekeri ölçtürmüştür. Katılımcılar arasından kadınlar, yaşlı bireyler, eğitim düzeyi yüksek olanlar, fiziksel aktivite yapanlar, sağlık statüsü daha kötü olanlar, çevrelerinden sosyal destek sağlayabilenler ve sosyal güvence kapsamında olanların koruyucu sağlık hizmetlerini daha fazla kullandığı tespit edilmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Koruyucu sağlık hizmetlerinin düzenli ve etkili bir şekilde kullanılması, toplumun sağlık düzeyini yükseltmek ve sağlık hizmetleri maliyetlerini azaltmak açısından önemli bir yöntemdir. Bu çalışma, Türkiye’de yaşayan bireylerin tansiyon, kolesterol ve kan şekeri ölçtürme düzeylerini ve bunu etkileyen faktörleri ortaya koyarak uluslararası karşılaştırmalara imkân sağlamaktadır. Ayrıca, koruyucu sağlık hizmetleri farkındalığını geliştirerek bu hizmetlerin kullanımını artırmak ve teşvik etmek için uygulanan politikaların gözden geçirilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu bağlamda, sunulan sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve kalitesinin iyileştirilmesi; eğitimin niteliği ve niceliğinin yükseltilmesi; koruyucu hizmetlerin hangi yaş gruplarında ve ne sıklıkla alınması gerektiğine dair bilgilendirmeler yapılması ile sürecin etkin bir şekilde izlenmesinin bu hizmetlerin erken dönemlerde kullanımını destekleyeceği düşünülmektedir.Bu bağlamda, sunulan sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve kalitesinin iyileştirilmesi; eğitimin niteliği ve niceliğinin yükseltilmesi; koruyucu hizmetlerin hangi yaş gruplarında ve ne sıklıkla alınması gerektiğine dair bilgilendirmeler yapılması ile sürecin etkin bir şekilde izlenmesinin bu hizmetlerin erken dönemlerde kullanımını destekleyeceği düşünülmektedir. |
| 5. | Pseudomonas aeruginosa izolatlarında antimikrobiyal direnç oranlarının yıllara göre değişimi: 7 yıllık analiz Change in antimicrobial resistance rates in Pseudomonas aeruginosa isolates by years: Analysis for seven years Ahmet MANSUR, Ayten GÜNDÜZdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.18828 Sayfalar 393 - 400 GİRİŞ ve AMAÇ: Pseudomonas aeruginosa birçok antimikrobiyal ilaca doğal olarak dirençli olup, mevcut kullanılabilen antimikrobiyallere karşı direnç oranları da farklı coğrafi bölgelere, hastanelere ve yıllara göre değişebilmektedir. Enfeksiyonların tedavisi sırasında antimikrobiyallere direnç geliştirebilmesi, tedavi güçlüğüne neden olmakta ve direnç profilinin sürekli izlenmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, yatan hastalardan mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilen farklı kültür örneklerinden izole edilen P. aeruginosa suşlarının çeşitli antimikrobiyallere direnç oranlarının retrospektif olarak belirlenmesi ve yıllara göre değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Mikrobiyoloji laboratuvarına Ocak 2016- Aralık 2022 tarihleri arasında tüm kliniklerden gönderilen yatan hasta kültür örneklerinde üreyen 1.746 P. aeruginosa izolatı retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Antimikrobiyal duyarlılık testleri (ADT) için Vitek 2 Compact otomatize sistemi (BioMérieux, Fransa) kullanılmıştır. ADT sonuçları Minimum İnhibitör Konsantrasyon(MİK) değerlerine göre European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST) klavuzları ile değerlendirilmiştir. EUCAST ve Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) klavuzları kolistin direnci için sadece sıvı mikrodilüsyon yönteminini onaylamaktadır, bu nedenle çalışmamızda kolistin direnç oranları yer almamıştır. BULGULAR: P. aeruginosa suşları en sık olarak solunum yolu örnekleri (%57,2) ve idrar örneklerinden (%24,5) olmak üzere, en sık olarak Yoğun Bakım Ünitelerinden (YBÜ) (%60,4) gönderilen örneklerden izole edilmiştir. Yedi yılda izole edilen suşların tamamı için direnç oranları en düşük antimikrobiyaller amikasin (%16,3) ve seftazidim (%22,3) olup, meropenem direnci %33,6 ve imipenem direnci %44,3 bulunmuştur. Siprofloksasin (%47,9) ve piperasilin-tazobaktam (%51,1) direnç oranları en yüksek antimikrobiyaller olarak bulunmuştur. Amikasin ve aztreonam hariç diğer antimikrobiyallerin tümünde direnç oranları 2016’dan 2022’ye dek anlamlı derecede artmıştır (p<0,001- p: 0,002). TARTIŞMA ve SONUÇ: P. aeruginosa suşları için çalışmamızda amikasin ve seftazidim en etkin antibiyotikler olarak belirlenmiş olup, yıllar içerisinde antimikrobiyallere karşı artmakta olan direnç oranları söz konusudur. Antimikrobiyal direnç oranlarının her hastane için sürekli olarak izlenmesi ampirik tedavi seçeneklerinin belirlenmesine ve uygun tedavi yaklaşımlarına katkı sağlayacaktır. |
| 6. | Bayburt ili 2019-2022 yılları arası kan kültürü sonuçlarının analizi Analysis of blood culture results between 2019-2022 in Bayburt province Sümeyra KAYALIdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.75301 Sayfalar 401 - 408 GİRİŞ ve AMAÇ: Kan kültürü, kan dolaşımı enfeksiyonlarının tanısında altın standart olup, mikroorganizmaların izole edilip antibiyotik duyarlılık testlerinin çalışılmasına olanak sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı; kan kültürlerinden izole edilen mikroorganizmaların dağılımı ve antibiyotik direnç profilini belirleyerek ampirik tedavide yol gösterici olmaktır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bayburt Devlet Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı Mayıs 2019 - Mayıs 2022 tarihleri arası kan kültürü sonuçları, retrospektif olarak taranarak çalışmaya dahil edildi. Kan kültürleri BacT/ALERT (BioMérieux, Marcy l’Etoile, France) otomatize sisteminde inkübe edildi. Pozitif sinyal veren şişeler çikolata agar, %5 koyun kanlı agar ve eozin methylene blue (EMB) agara ekim yapılarak 37°C’de 24-48 saat inkübe edildi. Bakteri tanımlaması geleneksel yöntemlerle, antibiyotik duyarlılığı disk difüzyon yöntemiyle çalışıldı. BULGULAR: Laboratuvara kabul edilen 4.902 kan kültürünün 3.778 (%77,1)’inde üreme olmadı. Üreme olan 1.124 (%22,9) kan kültürünün 860 (%76,5)’ında gram pozitif bakteri, 244 (%21,7)’ünde gram negatif bakteri ve 20 (%1,8)’sinde maya türü mantar saptandı. Üreyen cilt flora elemanları kontaminasyon açısından incelendi ve kontaminasyon oranı %9,9 (n: 488/4.902) idi. Tespit edilen gram pozitif bakteriler sıklık sırasına göre; koagülaz-negatif stafilokoklar, Staphylococcus aureus ve Enterococcus spp idi. Gram negatif bakterilerin görülme sıklığı ise sırasıyla; Escherichia coli, Klebsiella spp, Enterobacter spp, Brucella spp, Acinetobacter spp, Proteus spp, Pseudomonas spp ve Citrobacter spp idi. Enterobacteriaceae ailesinde penisilin, sefalosporin, kinolon grubu antibiyotiklere ve trimetoprim-sülfametoksazole %50’nin altında duyarlılık oranları saptanırken karbapenem ve aminoglikozid grubu antibiyotiklerden imipenem ve amikasine %50’nin üzerinde duyarlılık oranları saptandı. Koagülaz-negatif stafilokokların %60’ı, S. aureus izolatlarının %20’si metisilin dirençliydi. Enterococcus spp izolatlarının tümü vankomisin, teikoplanin ve linezolide duyarlıydı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bayburt ilinde, metisilin dirençli stafilokok izolatlarının varlığı ve enterokok izolatlarının vankomisine duyarlı olması nedeniyle, vankomisin gram pozitif bakterilere yönelik ampirik tedavi için güvenilir bir seçenektir. Ayrıca gram negatif etkenler için aminoglikozid ve karbapenem grubu antibiyotikler penisilin ve sefalosporin grubu antibiyotiklere göre daha iyi tercih olacaktır. Bu tür kümülatif antibiyotik duyarlılık verileri ampirik tedavi için yol göstericidir ve akılcı antibiyotik kullanımına yöneltmektedir. |
| 7. | Sıçanlarda akut strese karşı immünolojik yanıtın modülasyonu serotonin tarafından desteklenmektedir Modulation of the immunological response to acute stress in rats is aided by serotonin Ayşe Meltem SEVGİLİ, Kutluhan ERTEKİNdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.63239 Sayfalar 409 - 418 GİRİŞ ve AMAÇ: Stres insan yaşamının ayrılmaz bir parçası haline geldiğinden, stres ve bağışıklık sistemi arasındaki etkileşim öncelikli araştırma konuları arasında yer almaktadır. Serotonin hem bağışıklık hem de stres sistemlerinin önemli bir modülatörü olmasına rağmen, stresin neden olduğu bağışıklık yanıtındaki olası rolü günümüze kadar araştırılmamıştır. Bu çalışmada, serotoninin akut strese karşı bağışıklık yanıtı üzerindeki modülatör rolünü değerlendirmek için iki serotonin reseptör antagonisti kullanılmıştır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Elli dört adet Wistar albino sıçan (n=9/grup) altı gruba ayrıldı: kontrol (C), akut stres (AS), ondansetron (O), metiyotepin (M), akut stres + ondansetron (ASO) ve akut stres + metiyotepin (ASM). Sıçanlara, akut stres indüksiyonundan önce intraperitoneal ondansetron veya metiyotepin enjeksiyonları (sırasıyla 2 mg/kg ve 0.2 mg/kg) uygulandı. Akut stres, soğuk immobilizasyon prosedürüyle oluşturuldu. Stres prosedürünün tamamlanmasından hemen sonra hayvanlar intrakardiyak kan alınarak feda edildi. Tam kan sayımı yapıldı ve ELISA kullanılarak plazma serotonin, IL-6 ve IL-17 seviyeleri belirlendi. BULGULAR: Akut stres, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında lökosit sayısını ve IL-17 düzeylerini önemli ölçüde azalttı (sırasıyla p = 0.003 ve 0.002). Metiyotepin her iki parametre üzerinde de benzer etkiler gösterdi. Öte yandan ne akut stres ne de serotonin reseptör antagonistleri IL-6 düzeylerini önemli ölçüde değiştirmedi. Bununla birlikte, sıçanlar hem serotonin reseptör antagonisti aldığında hem de akut strese maruz kaldığında (ASO ve ASM grupları), IL-6 seviyelerindeki farklılıklar anlamlı hale geldi (p<0.0001). Her iki serotonin antagonisti de akut streste immün yanıt üzerinde benzer etkiler gösterse de hiçbir grupta plazma serotonin düzeylerinde bir değişiklik tespit edemedik. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sonuçlar, serotonerjik sistemin, akut strese bağlı bağışıklık yanıtında modülatör bir rol oynayabileceğini ve bu modülasyonun reseptör seviyesinde meydana gelme olasılığının daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu etki, serotonin reseptörlerinin duyarsızlaştırılması veya aşağı regülasyonu ile ilişkili olabilir. |
| 8. | Araşidonilsiklopropilamid (ACPA) glioma hücrelerinin canlılığını azaltır ve endoplazma retikulumu stresini indükler Arachidonoylcyclopropylamide (ACPA) reduces viability and induces endoplasmic reticulum stress in glioma cells Elif KARAKOÇ, Merve AYAN TÜRELİ, Rumeysa Havvanur HANELÇİ, Ümran ERSOY, Sevil OSKAY HALAÇLI, Pergin ATİLLAdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.75133 Sayfalar 419 - 426 GİRİŞ ve AMAÇ: Endokannabinoid sistem (ECB) insan vücudunun tamamında mevcuttur ve özellikle sinir sisteminde kapsamlı olarak incelenmiştir. Kannabinoid 1 (CB1) ligandları ve reseptörleri öncelikle merkezi sinir sisteminde ve hücrelerinde bulunmaktadır. Nöroglioma, primer merkezi sinir sistemi (MSS) tümörlerinin yaklaşık %50’sini oluşturan agresif ve yaşamı tehdit eden bir kanserdir. Gliomaların tedavi protokolü tipik olarak cerrahi, radyasyon tedavisi veya kemoterapiyi içerir. Bu çalışmada, bir CB1 reseptör agonisti olan Arachidonoylcyclopropylamide’in (ACPA) H4 insan nöroglioma hücre hattı üzerindeki antiproliferatif etkileri değerlendirilmiştir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada, ACPA’nın H4 nöroglioma hücreleri üzerinde özellikle antiproliferatif, pro-apoptotik, antimigratuvar ve organel-stres ile ilgili etkileri araştırıldı. Maksimum inhibitör konsantrasyonun yarısı (IC50) dozunda ACPA’ya maruz kalan ve tedavi edilmeyen H4 hücreleri üzerinde xCELLigence hücre empedans deneyi (n=6) gerçekleştirildi. IC50 ACPA’ya maruz bırakılmış ve tedavi edilmemiş H4 hücreleri üzerinde akım sitometrisi ile Annexin V/PI işaretlemesi gerçekleştirildi. Ayrıca organel-stres ilişkisi üzerine etkilerinin değerlendirilebilmesi için anti-GRP78, anti-LC3B ve anti-beta tübülin antikorlarının immünofloresan işaretlemesi analiz edilmiştir (n=3). BULGULAR: ACPA’nın xCELLigence hücre empedans testi ile H4 hücreleri üzerindeki IC50 dozu (2,1X10-7 M) belirlenmiştir ve bu doz H4 nöroglioma hücrelerinin proliferasyon kapasitesini doz-zamana bağımlı bir şekilde azaltmıştır (p < 0,05). Akım sitometrisi analizi IC50 ACPA ile tedavi edilen hücrelerin daha yüksek geç apoptotik orana sahip olduğunu göstermiştir (n=3). İmmünofloresan analizi GRP78 ve LC3B işaretlenmesinde anlamlı bir artış olduğunu göstermiştir. Ayrıca, tedavi edilmeyen gruba kıyasla beta tübülin immün işaretlenmesinde anlamlı bir azalma gözlenmiştir (p < 0,05). TARTIŞMA ve SONUÇ: ACPA nöroglioma hücrelerinde apoptozu indüklemiştir, proliferasyonu baskılamış ve endoplazma retikulumu stresini ve otofajiyi tetikleyebilmişti. Bu bulgular, klinik tedaviye dirençli olan nöroglioma için ACPA’nın terapötik bir ajan olarak potansiyelini vurgulamakta ve daha fazla fonksiyonel doğrulama gerektirmektedir. |
| 9. | Türkiye’de yılan ısırması ve akrep sokma vakalarının karşılaştırmalı tanımlayıcı epidemiyolojik değerlendirilmesi Descriptive epidemiological evaluation of snake bite and scorpion sting cases in Türkiye Mestan EMEK, Yasemin NUMANOĞLU ÇEVİK, Ayşe ÇETİN, Fırat KÖSE, Çağrı Emin ŞAHİN, Tarkan Mustafa YAMANOĞLU, Emsal ÇETİN, Edibe Nurzen NAMLI BOZKURT, Mehmet Ali KANATdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.03710 Sayfalar 427 - 440 GİRİŞ ve AMAÇ: Yılan ısırıkları ve akrep sokmalarına bağlı zehirlenmeler önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu konuda mevcut durumun saptanması gelecekteki planlamalar açısından oldukça önemlidir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de 2015-2021 yıllarında meydana gelen yılan ısırıkları ve akrep sokmaları ile kullanılan antivenom miktarının illere göre tanımlayıcı epidemiyolojik değerlendirmesini yapmaktır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Sağlık Bakanlığı İl Sağlık Müdürlükleri Halk Sağlığı Başkanlıklarından 2015-2020 yıllarına ait yılan ısırıkları ve akrep sokması verileri istenmiş ve 75 ilden yanıt alınmış, istenen standartta olan 38 ile ait veri değerlendirilmiştir. 2016-2021 yıllarına ait antivenom kullanım verileri Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Aşı ile Önlenebilir Hastalıklar Daire Başkanlığı (AÖHDB) Lojistik Biriminden elde edilmiştir. İllere ait kullanım sıklıkları, Türkiye İstatistik Kurumu Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi nüfusları kullanılarak hesaplanmıştır. İllerin antivenom kullanım sayıları ve sıklıkları haritalama programı ile görselleştirilmiştir. BULGULAR: Türkiye’de 38 ilden toplanan verilere göre 2015-2020 yılları arasında 2.486 yılan ısırığı, 30.769 akrep sokması meydana gelmiştir. Değerlendirilen 38 il arasında yılan ısırık sayısı en çok olan iller sırasıyla Adana, Mersin ve Hatay iken, akrep sokma sayısında ise ilk üç sıra Adana, Malatya ve Mersin’e aittir. Isırık sıklıkları en yüksek üç il sırasıyla Iğdır, Elazığ, Sinop ve akrep sokması için Iğdır, Van, Niğde’dir. Yılan ısırık vakalarının %22,7’si 2019 yılında, akrep sokma vakalarının %20,3’ü 2019 yılında gerçekleşmiştir. Yılan ısırıklarında antivenom uygulanma %79,0, akrep sokmalarında serum uygulanma %49,2 olarak bulunmuştur. Yılan ve akrep antivenom kullanım sayısının en fazla olduğu iller Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde yer almaktadır. Yılan ve akrep antivenom kullanımının %50‘den fazlası yaz mevsiminde gerçekleşmiştir. Antivenom kullanım sıklıkları en yüksek üç il sırasıyla yılan için Kilis, Muğla, Diyarbakır ve akrep için Kırıkkale, Aydın, Çankırı’dır. Akrep sokması ve antisserum kullanım sayısının en fazla Ağustos ayında, yılan ısırıklarında ise Temmuz ayında olduğu görülmektedir. Özellikle il sağlık müdürlüklerinden toplanan ısırık verileri başta olmak üzere veri eksiklikleri ve standart olmayan veri girişleri göze çarpmaktadır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Yılan ısırık ve akrep sokma vakaları Güneydoğu, Akdeniz ve Ege Bölgelerinde özellikle de yaz aylarında yoğunlaşmaktadır. Tüm yılan ısırıkları ve akrep sokmalarının yakın takibi ve düzenli değerlendirmeler yapmak için vakaların tanımlayıcı özellikleri yanı sıra antivenom, antiserum uygulanması, maruziyetin olduğu yer bilgilerini de içeren, bir vaka kayıt sistemi geliştirilmelidir. |
| 10. | HIV pozitif bireylerde fırsatçı bağırsak parazitleri, Helicobacter pylori ve koenfeksiyon: Prevalans ve risk faktörleri Opportunistic intestinal parasites, Helicobacter pylori, and co-infection in patients living with HIV: Prevalence and risk factors Asma IBRAHIM, Vahid RAISSI, Mahmoud GADALLAdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.90688 Sayfalar 441 - 450 GİRİŞ ve AMAÇ: GİRİŞ ve AMAÇ: AIDS olguları gibi bağışıklığı baskılanmış popülasyonlarda paraziter enfeksiyonlar ve Helicobacter pylori (H.pylori) önemli bir halk sağlığı sorunudur. Her biri gastrointestinal sistemi enfekte eder ve benzer semptomlara neden olur. Bu çalışmanın amacı, HIV hastalarında H.pylori prevalansını ve fırsatçı parazitlerle ilişkisini saptamanın yanı sıra koenfeksiyon riskini ve öngörücülerini tahmin etmektir. YÖNTEM ve GEREÇLER: YÖNTEM ve GEREÇLER: İran, Tahran'da, yaşları 13 ile 60 arasında değişen 70 HIV hastasından tek dışkı örneği toplandı. Ova, kistler ve koksidiyen tespiti için tüm dışkı örnekleri iyot ve aside dayanıklı boyama ile mikroskobik olarak analiz edildi. Yuvalanmış PCR testleri kullanılarak H. pylori ve Cryptosporidium copro-DNA'ları tespit edildi BULGULAR: BULGULAR: Moleküler olarak H.pylori, HIV hastalarının %21.4'ünde tespit edilmiştir; fırsatçı ve bağırsak parazitleri %74,3 oranında bulunurken Cryptosporidium, E. histolytica ve G.duodinalis baskındır (sırasıyla %28,5, %27,1 ve %22,8). H. pylori, Cryptosporidium spp. (%53.85) ve Isospora spp (15, %38)'de tespit edilmiştir. Cryptosporidium, Isospora, çeşitli parazitler ve H.pylori'nin birlikte enfeksiyonunun karın ağrısı ve ishal ile bağlantılı olduğu bildirildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgularımız, fırsatçı ve bağırsak parazitleri olan HIV hastalarında H. pylori enfeksiyonunun prevalansına ışık tuttu. H. pylori ve Cryptosporidium'un birlikte ortaya çıkması, birlikte enfeksiyon teorisini destekleyebilir. H. pylori'nin onlar için uygun koşulları sağlayıp sağlamadığına bakılmaksızın, bağırsak mikrobiyomları ile fırsatçı ve bağırsak parazitleri arasındaki bağlantıyı doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. |
| 11. | ASMA pozitif popülasyonda anti-filamentöz-aktin boyanma paternleri olan ve olmayan hastaların klinik ve laboratuvar verileri açısından incelenmesi Investigation of patients with and without anti-filamentous-actin staining patterns in terms of clinical and laboratory data in the ASMA positive population Emrah SALMANdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.29939 Sayfalar 451 - 462 GİRİŞ ve AMAÇ: Otoimmün hepatit (OİH), hepatositlerde artmış inflamasyon oluşumu ile karakterize, tedavi edilmediği takdirde karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilen kronik bir karaciğer hastalığıdır. Bu çalışmanın amacı anti-düz kas antikorları (ASMA) pozitif popülasyonda anti-F-aktin boyanma paterni olan ve olmayan hastaları klinik ve laboratuvar verilerini kullanarak tip 1 OİH varlığı açısından karşılaştırmaktır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 120’sinde anti-F-aktin boyanması olan ve 120’sinde olmayan 240 ASMA pozitif hasta dahil edilmiştir. HEp-20-10 hücreleri hastalardan alınan örneklerle muamele edildikten sonra, indirekt immünofloresan kullanılarak anti-filamentöz-aktin (F-aktin) boyanması ve ASMA pozitifliğini kontrol etmek için testler yapılmıştır. BULGULAR: Antinükleer antikor (ANA) pozitifliği anti-F-aktin boyanma paterni olan hastalarda %45,8 iken olmayanlarda %29,2 idi (p=0,008). ASMA titreleri anti-F-aktin boyanma paterni olan grupta anti-F-aktin boyanma paterni olmayan gruba kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Laboratuvar bulguları anti-F-aktin grubunda daha yüksek AST, ALT ve immünoglobulin G değerleri göstermiştir(p değerleri <0.001, 0.002 ve 0.006, sırasıyla). 50 Tip 1 OİH hastaları arasında, anti-F-aktin boyanma paterni olan hastaların %60’ı ANA pozitifliği gösterirken, olmayanların oranı %40 bulunmuştur (p=0,123). Tip 1 OİH hastaları arasında, anti-F-aktin boyanma paterni daha yüksek AST, ALT, GGT, total bilirubin ve CRP ile ilişkili bulunmuştur (p değerleri sırasıyla <0,001, <0,001, <0,001, 0,015, 0,015), ancak albümin daha düşük bulunmuştur (p=0,009). Araştırma, yüksek düzeyde anti-F-aktin antikorlarına sahip olan ve tip 1 OİH vakalarının %48,7’sini oluşturan 15-25 yaş arası genç kadınlara odaklanmıştır. Anti-F-aktin benzeri boyanan hastaların %25’i 15-25 yaş arası kadınlardan oluşmuştur. 15-25 yaş arası kadınların %66,6’sında tip 1 OİH saptanmıştır. Anti-F-aktin boyaması olan grupta aktin titresi ile ANA pozitifliği arasında bir bağlantı görülmezken (p=0.210), tip 1 OİH’te aktin titresi daha yüksek bulunmuştur. (p<0.001). ASMA titresi arttıkça, tip 1 OİH’li hasta sayısı dramatik bir şekilde artmıştır (p<0,001). Aktin titresi arttıkça ASMA titresi de önemli ölçüde artmıştır (p<0.001). Anti-F-aktin titresi 1/160 olan hastaların %20,2’sine tip 1 OİH tanısı konulurken, 1/320 ve üzeri titreye sahip hastaların %56,5’ine tanı konulmuştur (p<0,001). TARTIŞMA ve SONUÇ: Anti-F-aktin antikorları, hem karaciğer hem de karaciğer dışı hastalıklar dahil olmak üzere çeşitli hastalıklarda genellikle düşük seviyelerde bulunabilir, ancak özellikle genç kadınlarda tip 1 OİH tanısında büyük önem taşımaktadır. |
| 12. | Sağlık hizmetlerinde yaşlı ayrımcılığı ve yaşlılara yönelik sosyal politikalar Social policies in health services in terms of age discrimination and for the elderly individuals Harika ŞEN, Abide AKSUNGURdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.21957 Sayfalar 463 - 474 GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, Ankara’da bir kamu hastanesinde Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürlüğü’nde görev yapan hemşirelerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını ölçmek, bu tutumların hangi sosyodemografik değişkenlerden etkilendiğini belirlemek ve hemşirelerin yaşlılara yönelik bakım süreçlerinde sahip oldukları algı, değer ve önyargıların haritasını çıkarmaktır. Çalışma, elde edilen bulgular doğrultusunda yaşlı ayrımcılığına yönelik farkındalık, eğitim ve politika geliştirme çalışmalarına zemin oluşturmayı hedeflemektedir. YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışma, Ankara’da bir kamu hastanesinde hasta bakım hizmeti sunan hemşirelerle yürütülmüştür. %95 güven düzeyi ve %5 hata payına göre örneklem büyüklüğü en az 322 kişi olarak belirlenmiştir. Veriler, 30 Ocak–28 Şubat 2025 tarihleri arasında Google Forms aracılığıyla çevrim içi toplanmıştır. Veri toplama araçları; sosyodemografik bilgi formu ve Vefikuluçay (2008) tarafından geliştirilen Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği’dir. Ölçek üç alt boyuttan oluşmakta olup, yüksek puanlar yaşlılara yönelik olumlu tutumu göstermektedir. Veriler SPSS 26.0 programı ile analiz edilmiş; normal dağılım Shapiro–Wilk testi ile değerlendirilmiş, uygun parametrik ve non-parametrik testler uygulanmıştır. BULGULAR: Araştırma kapsamında hemşirelerin yaşlı bireylere yönelik genel olarak olumlu bir tutum sergiledikleri görülmektedir. Yaşlı bireylerin bakım süreçlerine yönelik algılar, hemşirelerin eğitim durumu, deneyim süresi ve yaş gibi demografik değişkenlerine bağlı olarak farklılık göstermiştir. Bu bulgular, sağlık hizmetlerinde yaş ayrımcılığına karşı duyarlılığın hâlâ gelişime açık olduğunu ortaya koymaktadır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma hemşirelerin yaşlı bireylere yönelik tutumlarının sağlık hizmetlerinin insan onuruna yakışır biçimde sunulmasında kritik bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Yaş ayrımcılığının sadece bireysel tutumlarla sınırlı kalmadığı, aynı zamanda kurum kültürü ve idari yapılardan da etkilendiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle hemşirelik eğitiminde yaşlılık temalı içeriklerin güçlendirilmesi, hizmet içi eğitimlerin etik farkındalık temelli yeniden yapılandırılması ve yaşlı haklarını merkeze alan sosyal politikaların uygulanması önemlidir. |
| 13. | COVID-19 pandemisi döneminde el hijyenine ilişkin YouTube videolarının bilimsel analizi Scientific validity and reliability analysis of YouTube videos on hand hygiene in the COVID-19 pandemic Tuğba GÜLER SÖNMEZdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.80775 Sayfalar 475 - 482 GİRİŞ ve AMAÇ: Dijital platformların sağlık bilgisi paylaşımında giderek daha sık kullanıldığı günümüzde, bu içeriklerin kalitesinin değerlendirilmesi halk sağlığı açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışma, COVID-19 pandemisi sırasında YouTube’da el hijyeni ile ilgili en çok izlenen videoların bilimsel incelemeyi amaçlamaktadır. YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2025’te “COVID-19 hand hygiene” anahtar kelimesi ile arama yapılarak, COVID-19 pandemi döneminde (11 Mart 2020 – 5 Mayıs 2023) yayınlanmış olan ve en çok izlenen 100 video değerlendirilmiştir. Otuz saniyeden kısa olan, reklam veya propaganda içeren, tekrar eden ya da düşük görüntü kalitesine sahip videolar çalışma dışı bırakılmıştır. İçerik, iki bağımsız araştırmacı tarafından DISCERN ölçeği ve JAMA kriterleri kullanılarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Videoların toplam izlenme sayısı 200 milyonun üzerindeydi; ortalama süre 6,8±4,2 dakika olarak hesaplandı. İçeriklerin %76,4’sı genel bilgi, %11,8’si uygulamalı gösterim, %8,2’i yanlış bilgi düzeltmesi ve %4,6’ü ürün tanıtımıydı. Ortalama DISCERN skoru 45,8±10,6 idi; videoların %20’si “mükemmel”, %18’i “iyi”, %34’ü “orta”, %20’si “zayıf” ve %8’i “çok zayıf” kategorisinde yer aldı. Sağlık profesyoneli kaynaklı videoların DISCERN skoru (52,4±8,2), bireysel kullanıcı videolarına (39,6±7,8) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p<0,001). Ortalama JAMA skoru 2,6±0,7 olup, en düşük karşılanma oranı atıf kriterinde (%28) saptandı. Ayrıca video süresi ile kalite arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon bulundu (p=0,41; p<0,001). TARTIŞMA ve SONUÇ: COVID-19 döneminde YouTube’daki “COVID-19 pandemi dönemi ve el hijyeni” videolarının genel bilimsel kalitesi yetersizdir. Sağlık profesyonelleri ve resmî kurumlar tarafından üretilen içerikler daha güvenilirdir. Halk sağlığının korunması için güvenilir videoların görünürlüğü artırılmalı, dijital sağlık okuryazarlığı güçlendirilmeli ve kullanıcıların bilgiye erişimde doğru yönlendirilmesi sağlanmalıdır.Halk sağlığının korunması için güvenilir videoların görünürlüğü artırılmalı, dijital sağlık okuryazarlığı güçlendirilmeli ve kullanıcıların bilgiye erişimde doğru yönlendirilmesi sağlanmalıdır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 14. | Doku biyopsisi örneğinde invaziv fungal enfeksiyon: Candida albicans Invasive fungal infection in tissue biopsy sample: Candida albicans Neşe İNAL, Ülkü Zeynep ÜREYEN ESERTAŞdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.28009 Sayfalar 483 - 488 İnvaziv mantar enfeksiyonlarının insidansı son yıllarda ciddi artış göstermektedir. İnvaziv kandidoz etkeni yüzlerce Candida türü bulunmaktadır. Enfeksiyonlara neden olan en yaygın türler arasında C. albicans, Nakaseomyces glabrata (C. glabrata), C. parapsilosis, C. tropicalis ve Pichia kudriavzevii (C. krusei) bulunmaktadır. Candida albicans en sık saptanan kandidoz etkeni mikroorganizmadır. İnvaziv fungal enfeksiyonlar için risk oluşturan mikroorganizmanın tespiti ve antifungal duyarlılık testlerinin uygulanması hastaların tedavisi için büyük önem taşımaktadır. Çalışma, invaziv fungal enfeksiyon etkeninin laboratuvar tanısı ve tedavinin yönlendirilmesi açısından klinik mikrobiyoloji laboratuvarının etkin kullanımını ortaya koymaktadır. Periferik vasküler arter hastalığı nedeniyle dış merkezde femoral popliteal bypass operasyonu geçiren 49 yaşındaki erkek hastanın sol popliteal bölgesinde akıntı ve ısı artışı olması nedeniyle Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurmuştur. Kardiyovasküler Cerrahi tarafından tekrar opere edilen hastanın doku biyopsi örneği Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına gönderilmiştir. Doku biyopsi örneğine Gram boyalı mikroskobik inceleme yapılmıştır. Kültür için %5 koyun kanlı agar, EMB agar, çikolata, agar, Saboraud dextroz agar ve kromojenik Candida agara ekimi yapılmıştır. Saf kolonilerden Gram boyama ve germ tüp testi gerçekleştirilmiştir. Tür düzeyinde tanımlama ve antifungal duyarlılık testi ise VITEK-2 Compact (Biomerioux, Fransa) cihazı ile çalışılmıştır Doku biyopsi örneğinde Gram boyalı mikroskobik incelemesinde psödohif, tomurcuklanan maya mantarı görülmüştür. Kromojenik Candida agarda yeşil ve düzgün sınırlı koloniler ve germ tüp testi ise pozitif saptanmıştır. VITEK-2 Compact (Biomerioux, Fransa) cihazı ile tür düzeyinde Candida albicans olarak tanımlanmıştır. Hastanın tedavisine flukonazol eklenerek düzenlenmiştir. İki hafta tedaviden sonra taburcu edilmiştir. İnvaziv fungal enfeksiyonlarda enfektif patojenin tanımlanması ve antifungal duyarlılık testlerinin yapılması tedavide etkin antifungal terapinin uygulanması açısından klinisyene yol gösterici olmaktadır. Sonuç olarak, çalışmada mikrobiyolojik tanı yöntemleri etkin olarak kullanılmış ve tedavinin en hızlı şekilde uygulanması sağlanmıştır. |
| DERLEME | |
| 15. | Toksoplazmozis; patogenez ve immunite Toxoplasmosis; pathogenesis and immunity Esra Gül TURSUN, Gönül ASLANdoi: 10.5505/TurkHijyen.2025.75418 Sayfalar 489 - 506 Toxoplasma gondii (T. gondii), insanlara; enfekte yiyeceklerin tüketimi, kan veya organ nakli, anneden bebeğe vertikal geçiş ile bulaşabilen, zorunlu hücre içi yerleşen zoonotik bir protozoondur. Sağlıklı bireylerde enfeksiyonlar genellikle asemptomatik seyrederken, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, konjenital olarak enfekte fetusler ve yenidoğanlarda ciddi ve hayatı tehdit edici olabilir. Bağışıklık sistemi yeterli bireylerde, genellikle kendi kendini sınırlayan enfeksiyonlar oluşturur, akut dönemden sonra, parazit bradizoit formda doku kisti içinde varlığını yıllarca sürdürme yeteneğine sahiptir. İmmünokompetan konaklarda, doku kistleri yıllarca varlığını sürdürebilir ve mevcut tedaviler ya da immün sistem, doku kistlerini ortadan kaldıramaz. Bozulmamış doku kistlerine karşı immun yanıt gelişmez ve konakçıda inflamatuvar yanıta neden olmaz. Toksoplazma enfeksiyonuna karşı immün yanıt karmaşıktır. Bağışıklık sistemi yeterli konakçılarda enfeksiyon, parazitlerin çoğunluğunun ortadan kaldırılmasına yol açan güçlü bir doğal ve adaptif bağışıklık yanıtının ortaya çıkmasıyla kontrol edilir. Doğal bağışıklık ilk savunma hattıdır. Makrofajlar, nötrofiller, dendritik hücreler ve NK hücreleri enfeksiyonu sınırlamak için başta IL-12 olmak üzere proinflamatuar sitokinler üretirler. IL-12 üreten DC’ler sadece doğal yanıtın uyarılmasında değil, adaptif bağışıklığın şekillenmesinde de önemli rol oynamaktadır. IL-12, NK hücrelerinin, CD4+ T ve sitotoksik CD8+ T lenfositlerinin proliferasyonunu uyararak IFN-γ üretimine yol açar. IFN-γ, takizoit büyümesini sınırlandırdığı için enfekte konağın korunmasında rol alan başlıca sitokindir. IFN-γ, birçok mekanizma yoluyla konakçı korumasına aracılık eder, antimikrobiyal moleküller olan nitrik oksit ve reaktif oksijen türlerinin indüksiyonunu da tetikler. Kronik toksoplazmozise karşı immün yanıtta CD4+ ve CD8+ T lenfositler sinerjik bir rol oynasa da CD8+ T lenfositler etkin IFN-γ üretimi ve enfekte hücrelere karşı perforin bağımlı sitolitik aktivite sergileyerek kronik T. gondii enfeksiyonuna karşı bağışıklıkta kritik öneme sahiptir. Toksoplazmoziste konağın korunmasında hümoral immünite de son derece önemlidir. İmmünoglobulinler kompleman sistemini aktive ederek ve aglütinasyonu tetikleyerek yüksek düzeyde sitotoksisite ve parazit lizisinde önemlidir. Toksoplazmozise karşı etkili aşıların geliştirilmesinde ilerlemeler kaydedilmiştir ancak ideal bir aşı geliştirmek, T. gondii genomunun karmaşıklığı, yaşam döngüsü ve suş çeşitliliği nedeniyle önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir. Bu derlemede, T. gondii enfeksiyonu sırasında; parazitin hücre içi yaşam stratejilerinin, konakta tetiklediği immun mekanizmalar ve konak-parazit arasındaki karmaşık ilişkiyi aydınlatmaya yönelik yapılan güncel araştırmaların gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. |