ISSN: 0377-9777 / e-ISSN: 1308-2523
Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi - Turk Hij Den Biyol Derg: 83 (1)
Cilt: 83  Sayı: 1 - 2026
TÜM DERGİ
1. 
THDBD 2026-1 Cilt 83 Tüm Dergi
TBHEB 2026-1 Vol 83 Full Printed Journal
Utku ERCÖMERT
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.44442  Sayfalar 1 - 91
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
2. 
Teobrominin mesane kanseri hücre hatlarında sitotoksik etkisinin değerlendirilmesi: IC50 değerlerinin adım adım RStudio kullanarak belirlenmesi
Assessment of theobromine-induced cytotoxicity in bladder cancer cell lines: Determination of IC50 values step-by-step using RStudio
Elif ERCAN, Emine TERZİ, Tuba ÖZDEMİR SANCI, Beyza Ecem ÖZ BEDİR
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.65031  Sayfalar 3 - 14
GİRİŞ ve AMAÇ: Kanser, küresel bir sağlık sorunudur ve yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Yaygın olarak kullanılan bir kemoterapötik ajan olan sisplatin, çeşitli kanserleri tedavi etmede etkili olsa da, tedavi direnci sorun oluşturmaktadır. Kakao içinde bulunan bir metilksantin olan teobromin ise potansiyel antikanser etkiler göstermiştir, ancak etkinliği ve mekanizmaları daha az anlaşılmıştır. Bu çalışmada, sisplatin ve teobrominin mesane kanseri hücre hatları HTB9 ve RT-112 üzerindeki sitotoksik etkileri araştırılmış ve IC50 değerleri RStudio ile belirlenmiş, GraphPad Prism verileri ile karşılaştırılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: HTB9 ve RT-112 hücre hatları kültüre edilip, çeşitli konsantrasyonlarda sisplatin ve teobromin ile tedavi edilmiştir. Hücre canlılığı WST-1 testi ile değerlendirilmiştir. Doz-cevap verileri kullanılarak RStudio ve GraphPad Prism programlarında IC50 değerleri hesaplanmıştır. RStudio’nun ggplot2 ve drc paketleri gibi gelişmiş istatistiksel modelleme ve görselleştirme yetenekleri kullanılarak doz-cevap ilişkileri ve IC50 değerleri değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Her iki hücre hattı ve bileşenler için doz-cevap eğrileri ve IC50 değerleri elde edilmiştir. Sisplatin IC50 değerleri sırasıyla RT-112 ve HTB9 hücreleri için 9.398 µM ve 2.018 µM olarak bulunmuştur. Teobromin IC50 değerleri ise sırasıyla RT-112 ve HTB9 hücreleri için 15.253 µM ve 3.78 µM olarak bulunmuştur. Hem RStudio hem de GraphPad Prism güçlü analizler sunmuş, RStudio ayrıntılı özelleştirme ve gelişmiş istatistiksel modelleme sunarken, GraphPad Prism IC50 hesaplamaları için verimli ve kullanıcı dostu bir platform olduğu görülmüştür.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, doz-cevap verilerinin analizinde RStudio ve GraphPad Prism’in karşılaştırmalı etkinliğini vurgulamıştır. RStudio, karmaşık analizler için esneklik ve hassasiyet sunarken, GraphPad Prism IC50 hesaplamaları için kolaylık açısından ideal bulunmuştur. Bulgular, araştırmacıların ilaç etkinliğini değerlendirmede bu araçlar arasında özel ihtiyaçlarına göre seçim yapmaları gerektiğini önermektedir. Bulgular, araştırmacıların ilaç etkinliğini değerlendirmede bu araçlar arasında özel ihtiyaçlarına göre seçim yapmaları gerektiğini önermektedir.

3. 
Meram ilçesindeki okullarda iç ortam hava kalitesinin değerlendirilmesi ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Evaluation of indoor air quality in schools in Meram district and determinatıon of related factors
Enes KASAPOĞLU, Mehmet UYAR
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.33716  Sayfalar 15 - 28
GİRİŞ ve AMAÇ: Okullarda iç ortamdan ve dış ortamdan kaynaklanan çeşitli kirleticiler iç ortam hava kalitesini olumsuz etkileyebilmekte ve öğrenciler bu durumdan olumsuz etkilenebilmektedir. Bu çalışmada Meram bölgesinde okullarda sabah ve akşam hava kalite parametrelerini ve bu parametrelerin nasıl değişim gösterdiğini belirlemek ve hava kalitesiyle ilişkili faktörleri belirlemek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Konya ili Meram ilçesinde 2 Mayıs 2023-16 Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülen kesitsel tipte olan bu araştırmada basit rastgele yöntemle belirlenen 34 okulun derslik, kantin ve yemekhanelerinde ölçümler yapılmıştır. Ölçümler ders başlangıcından önce ve ders bitiminde olmak üzere günde iki kez yapılmıştır. Okullarda iç ortam hava kalitesi için sıcaklık, bağıl nem, hava akım hızı, NO, H2S, SO2, CO, CO2 gazları ve partikül madde (>0,3 μm, >0,5 μm, >1μm, >2,5 μm, >5μm, >10 μm) ölçümleri yapılmıştır.
BULGULAR: Ölçüm yapılan okulların %76,5’i devlet okulu, %44,1’i ilkokuldu. Okulların %94,1’inde pencereler yoluyla havalandırma sağlanmaktaydı. Sabah dersliklerde ölçülen sıcaklık değerlerinin %94,10’u, bağıl nem ve CO2 değerlerinin ise tamamı uygun aralıktaydı. Akşam ise ölçülen sıcaklık değerlerinin %47,10’u, bağıl nemin %76,50’si ve CO2’nin ise %47,10’u uygun aralıktaydı. Dersliklerde akşam ölçülen sıcaklık, CO2, PM>2,5 μm, PM>5 μm ve PM>10 μm değerleri sabah ölçülen değerlerden yüksekti. Kantinlerde akşam ölçülen sıcaklık, CO2, PM>2,5 μm ve PM>5 μm değerleri sabah ölçülen değerlerden yüksekti. Kantinlerde akşam bağıl nem değeri sabah ölçülen değerden düşüktü. Yemekhanelerde akşam sıcaklığı sabah sıcaklığından yüksek, akşam bağıl nem değeri sabah bağıl nem değerinden düşüktü. Sınıf mevcudu 30’un üzerinde olan sınıflarda 1000 ppm CO2 sınırı daha fazla aşılmaktaydı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Dersliklerde uygun değerlerin dışına çıkan parametreler gözlenmiştir. Okullarda gün sonunda hava kalitesi düşüş göstermektedir. Okullarda hava kalitesinin izlenmesi ve iyileştirilmesi için düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

4. 
Kastamonu ili sokak köpeklerinde gastrointestinal helmintlerin araştırılması ve zoonotik önemi
Investigation of gastrointestinal helminths in stray dogs in Kastamonu province, Türkiye and their zoonotic importance
Mübeccel ATELGE, Serkan BULUT, Yusuf Can UYANIK
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.97253  Sayfalar 29 - 36
GİRİŞ ve AMAÇ: Dünya genelinde en yaygın evcil hayvanlardan biri olan köpeklerin insanlarla yakın temas halinde bulunmaları, çeşitli zoonotik parazitlerin bulaşma riskini de artırmaktadır. Bu parazitlerin çoğu fekal-oral bulaşma döngüsüne sahip olduğundan, bu zoonotik ajanların bulaşması, hayvan dışkılarıyla dolaylı temas, kontamine su ve yiyecekler veya enfekte hayvanlarla doğrudan teması yoluyla gerçekleşebilir. Bu çalışmada, Kastamonu ilindeki sokak köpeklerinde zoonotik gastrointestinal helmint prevalansınının belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma materyalini Kastamonu Belediyesi Geçici Hayvan Bakımevi’nde bulunan farklı yaş ve cinsiyetteki 120 sokak köpeğine ait dışkı örnekleri oluşturmuştur. Toplanan dışkı örnekleri, natif dışkı muayenesi, Fülleborn yüzdürme ve Benedik çöktürme yöntemleriyle gastrointestinal helmint varlığı yönünden mikroskop altında incelenmiştir. Ayrıca, köpeklere ait bireysel verilerle ilişkili olarak da istatistiksel analiz gerçekleştirilmiştir.
BULGULAR: Gastrointestinal helmint yumurtaları 17 (%14,2) dışkı örneğinde tespit edilmiştir. Mikroskobik inceleme sonucunda Toxocara canis (%5,83), Ancylostoma spp., (%5,00) ve Trichuris spp., (%3,33) olmak üzere üç farklı helmint türü kaydedilmiştir. Çalışmada, yaşı ≤ 1 köpeklerde enfeksiyon oranı (%39,2), yaşı >1 köpeklere (%6,5) kıyasla daha yüksek bulunmuştur Ayrıca, dişi köpeklerde enfeksiyon oranının (%16,9) erkek köpeklere (%10,2) göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu araştırma, Kastamonu ilindeki sokak köpeklerinde gastrointestinal helmintlerin prevalansını ortaya koyan ilk çalışmadır. Sonuç olarak, köpeklerde görülen gastrointestinal helmintler, halk sağlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturma potansiyeline sahiptir ve bu sorunun etkin bir şekilde ele alınabilmesi için “Tek Sağlık” yaklaşımının benimsenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, ilgili bölgede farklı mevsimleri ve çevresel koşulları kapsayan geniş çaplı epidemiyolojik ve genetik araştırmaların yapılması büyük önem taşımaktadır. Kastamonu’daki köpek popülasyonunda görülen gastrointestinal parazitlerin prevalansı, halk sağlığı üzerindeki potansiyel etkileri ve ekonomik sonuçları, halkın bilinçlendirilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu çalışma, mevcut durumu ortaya koymanın yanı sıra, gelecekte yapılacak benzer araştırmalar için referans niteliğinde bilimsel veriler sunarak önemli bir katkı sağlamaktadır.


5. 
Enerji yoksulluğu, kişi başı gelir ve covid-19’un Sahra Altı Afrika’da yaşam beklentisi üzerindeki etkisi
The impact of energy poverty, per capita income, and covid-19 on life expectancy in Sub-Saharan Africa
İsmail BİÇER
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.40359  Sayfalar 37 - 50
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı Sahra Altı Afrika ülkelerinde enerji yoksulluğu, kişi başı gelir ve covid-19’un doğumda beklenen yaşam süresi üzerindeki etkisini incelemektir. Özellikle enerji yoksulluğu ve covid-19’un doğumda beklenen yaşam süresi etkisini değerlendiren çalışma sayılarının kısıtlı olması, çalışmanı özgün değerini ortaya koymaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada, verisine ulaşılabilen 18 Sahra Altı Afrika ülkesinin 2000-2022 yılları arasına ait verileri kullanılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkeni doğumda beklenen yaşam süresi, bağımsız değişkenler ise, kişi başı gelir, covid-19 pandemisi ve elektriğe erişim oranı olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında panel veri analizi kullanılmıştır. Kurulan modelin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı genelleştirilmiş en küçük kareler yöntemi ile test edilmiştir.

BULGULAR: Modelde kişi başına gelir, elektriğe erişim ve covid-19’un doğumda beklenen yaşam süresindeki değişimin yaklaşık %86’sını açıkladığı belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre kişi başı gelir ve elektriğe erişim oranının doğumda beklenen yaşam süresi üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi bulunmuştur. covid-19’un ise doğumda beklenen yaşam süresi üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sahra Altı Afrika ülkelerinin diğer gelişmekte olan bölgelerden farklı bir yapıya sahip olması, bölgenin özel müdahalelere ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, politika yapıcılar ve ilgili kurumlar, yaşam süresini artırmak ve halk sağlığını iyileştirmek için ekonomik büyümeyi destekleyici ve altyapıyı güçlendirici politikalar geliştirmelidir. Özellikle, düşük gelirli bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini artıracak sosyal yardımların genişletilmesi ve gelir adaletsizliğini azaltmaya yönelik stratejiler benimsenmelidir. Ayrıca, elektriğe erişimin yaygınlaştırılması için enerji altyapısına yönelik yatırımların artırılması, kırsal ve düşük gelirli bölgelerde elektrik arzının güvence altına alınması önem taşımaktadır. Bu tür yatırımlar, yalnızca sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirmekle kalmayıp, eğitim ve ekonomik kalkınmayı da teşvik ederek uzun vadede toplumun genel refah seviyesini yükseltecektir.


6. 
Dikmen vadisinde trematodlara ara konaklık yapan yumuşakçaların araştırılması
Investigation of molluscs serving as intermediate hosts for trematodes in Dikmen Valley
Fatih AKYILDIZ, Gülşah TOSUN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.32396  Sayfalar 51 - 58
GİRİŞ ve AMAÇ: Trematodlar, Platyhelminthes şubesi içerisinde yer alan, insan ve hayvan sağlığı açısından önemli olan parazitlerin bulunduğu bir gruptur. Bu grup içerisinde Fasciolidae ve Opisthorchiidae ailelerinde yer alan türlerden bazıları karaciğer kelebekleri olarak adlandırılmakta insanlarda çeşitli organlara yerleşerek hastalık oluşturmakta ve halk sağlığı açısından önem arz etmektedir. Bu parazitler yaşam evrelerini tamamlamak için konak kullanmaktadırlar. Bu sınıf içinde yer alan parazitlerin birinci ara konağı her zaman bir yumuşakça (gastropod)’dır. Yumuşakçalar tatlı su alanlarında yaşamlarına devam ettirmekte olup, bu tatlı su alanlarında yumuşakçaların varlıklarının ve coğrafi konumlarının bilinmesi, hastalıkların yayılımı görmek açısından önem arz etmektedir. Çalışmamızda insanların spor, gezi gibi amaçlarla sık olarak kullandıkları Ankara ili Dikmen Vadisinde trematodlara ara konak rolü üstlenen yumuşakçaların varlığı araştırılması, hastalığın yayılımı dikkate alınarak bölgenin hastalık risk durumunun ortaya konulması ve ara konakların tür düzeyinde isimlendirilmesi yapılaması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamız Haziran-Temmuz 2024 yılında Ankara ilinin Çankaya ilçesinde, Dikmen Vadisinde bulunan yaklaşık 200 metre uzunluğunda 4 metre genişliğinde olan akarsuda gerçekleştirilmiştir. Yumuşakçalar alana haftada iki sefer gitmek sureti ile toplanmıştır. Alanın ve toplanan yumuşakçaların fotoğrafları çekilmiştir. Toplanan örnekler laboratuvarlara getirilerek tür teşhis anahtarlarından faydalanmak sureti ile isimlendirilmiştir. Suyun pH, sıcaklık verileri yerinde ölçülmüş ve mineral düzeyleri için kamu kurumlarından yararlanılmıştır.
BULGULAR: Haftada iki kere gidilmek sureti ile çalışma alanında Physa acuta, Lymnaea stagnalis, Galba truncatula olmak üzere üç farklı ara konak yumuşakça türü saptanmıştır. Lymnaea ailesine ait türler karaciğer kelebekleri için önem arz etmektedir. Physa acuta türünün alanda en fazla bulunan tür olduğu Galba truncatula türünün ise en az sayıda rastlanan tür olduğu görülmüştür. Yumuşakçaların yaşamı için önemli olan, suyun ortalama sıcaklık değeri 24 °C, pH değerinin 7,1 olduğu ölçülmüştür.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Tatlı su yumuşakçaları, insan sağlığı açısından trematodlara ara konaklık yapması nedeniyle büyük önem arz etmektedir. Bu yumuşakçaların yaygınlığının ve coğrafi yerlerinin tespit edilmesi ülkemizdeki trematod hastalıklarının risk haritasının belirlenmesi açısından önemlidir. Özellikle insanların aktif olarak kulllandığı yerlerde daha da önem arz etmektedir. Prevalans çalışmalarının ülke genelinde araştırma yapılmayan bölgelerde yapılarak araştırmacılardan elde edilen bulguların birleştirilmesi sağlanmalı, coğrafi bilgi sistemleri oluşturulmalı ve risk altındaki bölgelerde, ara konaklarla mücadele ile insanların sağlığının korunması mümkün olabilmesi sağlanmalıdır.

TEKNIK RAPOR
7. 
Türkiye’de yüzme suyu kalitesi izleme çalışmaları
Bathing water quality monitoring studies in Turkey
Mehmet BİNGÖL
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.79477  Sayfalar 59 - 66
Yüzme, sağlık için yararlı olan ve insanın kendini iyi hissetmesini sağlayan bir aktivitedir. Ancak yüzme amaçlı kullanılan suların temiz olması ve halk sağlığı açısından risk içermemesi gerekmektedir. Özellikle kanalizasyon atıkları ve tarımsal akıntılar gibi çeşitli kaynaklardan gelen kirlilikler ciddi bir halk sağlığı riski oluşturabilmektedir. Kirlenmiş suya maruz kalınması durumunda, ishal, solunum yolu hastalığı, deri döküntüleri, ateş, kulak ve göz enfeksiyonu gibi su kaynaklı hastalık riskleri artmaktadır. Türkiye’de yüzme suları kalitesine yönelik çalışmalar 2006/7/EC sayılı Avrupa Birliği (AB) Yüzme Suyu Direktifi ile uyumlu Yüzme Suyu Kalitesinin Yönetimine Dair Yönetmelik çerçevesinde Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Her yıl yüzme sezonu boyunca 35 ilde il sağlık müdürlüklerince yüzme sularından numuneler alınarak halk sağlığı laboratuvarlarında mikrobiyolojik yönden analizleri yapılmaktadır. Yapılan izlemelerde mevzuat değerlerinin aşılması durumunda kirlilik kaynağının tespiti, kirliliğin önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ve yerel idarelere bildirim yapılmaktadır. Gereli durumlarda yüzme alanı halkın kullanımına kapatılmaktadır. Yüzme alanları, plaj kullanıcılarının hangi plajı ziyaret edeceklerine karar vermelerine yardımcı olmak için kirlilik seviyesine göre mükemmel, iyi, yeterli veya zayıf olarak sınıflandırılmaktadır. Sağlık Bakanlığınca yapılan izleme çalışmalarına yönelik mevzuat gereği kamuoyu bilgilendirilmektedir. Bunun için Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 2014 yılında faaliyete geçirilen https: //yuzme.saglik.gov.tr/ web sitesi üzerinden kamuoyu bilgilendirilmesi sağlanmaktadır. Bu sitede; yüzme suyu kalitesine ilişkin analiz sonuçları, yüzme alanlarıyla ilgili teknik bilgiler ve hijyen koşulları (tuvalet, duş vs.), yüzme alanlarının yıllık sınıflandırma durumu gibi bilgiler yer almaktadır. Sağlık Bakanlığınca yüzme sularına yönelik yapılan izleme sonuçlarına göre ülkemiz turizm sektörü açısından son derece önemli olan yüzme alanlarına mavi bayrak ödülleri verilmektedir.

DERLEME
8. 
Erken uyarı cevap sistemi niçin gerekli?
The necessity of an early warning response system
Ali BOZ, Mustafa Necmi İLHAN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.73549  Sayfalar 67 - 78
Bu çalışmanın amacı günümüzde önem kazanan Erken Uyarı Cevap Sistemlerinin (EUCS) gereklilik ve yeterlilikleri ele alınmaktadır. Çalışmada bilimsel yayınlar ve kurumsal yapılar dikkate alınarak derleme yapılmıştır. EUCS; sağlık, askeri, mühendislik, meteoroloji, istihbarat gibi çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. EUCS, çeşitli stratejilerle sağlık tehditlerini önceden saptayıp, kamuoyunu ve sağlık otoritelerini bilgilendirerek riskleri minimize etmeye yardımcı olmaktadır. Erken uyarı cevap sistemleri proaktif bir sağlık yönetimi sunmaktadır. Erken tespit ve hızlı müdahale ile sağlık sistemin aşırı yüklenmesi, işgücü ve ekonomik kayıpların önüne geçme imkanı doğmaktadır. EUCS’nin sağladığı avantajlar, yalnızca halk sağlığının korunmasında değil, aynı zamanda sağlık sistemlerinin genel etkinliğinde de belirleyici bir rol oynamaktadır. EUCS faaliyetleri başta sürveyans sistemleri olmak üzere birçok araçtan faydalanılmaktadır. Sürveyans verilerinin doğruluğu, zamanlaması, veri analizi ve risk değerlendirmesi olası tehditlerin ne ölçüde ciddi olduğunu belirlemeye yardımcı olmaktadır. EUCS, multidisipliner sektörler arası yaklaşımı içermektedir. Sektörler arası iş birliği sağlık erken uyarı cevap sistemlerinin etkinliğini artırmakta ve çözümler geliştirmektedir. EUCS’nin etkili bir şekilde çalışabilmesi için doğru bilgilendirme ve iletişim stratejileri gereklidir. Kurum içi, sektörler arası ve halka yönelik uygun iletişim araçları ve dilin kullanılması elzemdir. EUCS’nin yürütülmesinde birtakım kısıtlılıklar da yer almaktadır. Çok sektörlü yapısı gereği ilgili kurumlar arasında net karar alma protokollerinin olmaması, mevzuat alt yapısının yetersizliği, yetişmiş insan gücünün azlığı, personel sirkülasyonunun fazla olması, bilişimsel ve yazılımsal programların eksikliği vb. kısıtlılıklar olarak sıralanabilir. Ancak bu kısıtlılıklar üstesinden gelinemeyecek sorunlar değildir. Erken uyarı sistemlerinin başarısı için, personelin uygun eğitim, simülasyon ve tatbikat uygulamaları ile tecrübeleri pekiştirilmeli, yeni nesil teknolojiler, yazılımlar sisteme entegre edilmeli, sağlık, paydaş kurum personeli ve toplum nezdinde erken uyarı farkındalığı oluşturulmalı, ihtiyaç duyulan mevzuat alt yapısının geliştirilmesi öncelikli konulardır. Personel ve topluma farkındalığının kazandırılması, sistemlerin etkinliğini artırırken, güncel verilere erişim ve bu verilerin anlaşılabilirliği/okunabilirliği, karar verme süreçlerinin hızlanmasına katkı sağlamaktadır. EUCS’nin temel gerekliliği, akut halk sağlığı olaylarının, durumların, salgınların erken tespiti, hızlı müdahale, afetlere hazırlık, toplumda risk algısını geliştirmek ve duyarlılığını artırmak, sağlık sisteminin güçlendirilmesi ve ekonomik-sosyal faydalar sağlayarak toplum sağlığını geliştirmektedir. EUCS’nin güçlendirilmesi, gelecekteki sağlık tehditlerine karşı dayanıklılığı artıracak ve toplumların daha sağlıklı bir gelecek için hazırlıklı olmalarına katkı sağlamaktadır.

9. 
Gezegensel sağlık perspektifinde aile hekimliği: Birinci basamak sağlık hizmetleri için bütüncül ve sürdürülebilir yaklaşımlar
Family medicine in the context of planetary health: Holistic and sustainable approaches for primary health care
Tugba GÜLER SÖNMEZ
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.63373  Sayfalar 79 - 90
İklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı, çevresel bozulma ve zoonotik hastalıklar gibi giderek artan küresel tehditler, insan sağlığını yalnızca klinik sınırların ötesinde; çevresel, hayvansal ve ekosistem temelli boyutları da içerecek şekilde kapsamlı bir biçimde değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu iç içe geçmiş tehditler tıbbi, ekolojik ve toplumsal alanlar arasındaki boşlukları kapatan bütünleşik sağlık stratejilerine duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Bu bağlamda Tek Sağlık, Ekosağlık ve Gezegensel Sağlık yaklaşımları; sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliğini ve dayanıklılığını artıran çok disiplinli, bütüncül bir yaklaşımın temel bileşenleri olarak öne çıkmaktadır. Bu paradigmalara olan ilgi, insan sağlığının gezegenin durumu ile ayrılmaz bir bütün olduğu yönündeki farkındalığın artmasıyla açıklanmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin ön saf sağlayıcıları olan aile hekimleri, bu dönüşümde hem bireysel hem de toplumsal düzeyde merkezi bir rol üstlenmektedir. Kişisel ve toplumsal sağlık kesişiminde konumlanan aile hekimleri, bütüncül sağlık paradigmalarını klinik ve koruyucu uygulamalara dönüştürme konusunda benzersiz bir yetkinliğe sahiptir. Aynı zamanda, sağlık hizmet sunumunda çevresel sorumluluğun teşvik edilmesi görevini de üstlenmektedirler. Bu derleme, söz konusu yaklaşımların kavramsal temellerini ve tarihsel gelişimini özetlemekte; aile hekimliğinin gezegensel sağlığı ilerletmedeki rolünü, hafifletme, uyum sağlama ve dayanıklılık geliştirme başlıkları altında irdelenmesi amaçlanmıştır.. Ayrıca bu derleme, dijital sağlık teknolojileri, yaşam tarzı tıbbı müdahaleleri ve çevresel olarak sürdürülebilir “yeşil” sağlık merkezlerinin geliştirilmesi gibi yenilikçi stratejiler aracılığıyla aile hekimliğinin gezegensel sağlık sorumluluğunu yerine getirme potansiyelini vurgulamaktadır. Bu yenilikler yalnızca sağlık çıktılarının iyileştirilmesini değil, aynı zamanda ekolojik dengeyi ve sağlıkta adaleti desteklemeyi de amaçlamaktadır. Gezegen sağlığına ilişkin yetkinliklerin tıp eğitimi müfredatlarına entegre edilmesi, uzun vadeli sistem dönüşümünün kritik bir ön koşuludur. Bu dönüşümün tam olarak uygulanabilmesi için sürdürülebilir politika desteği ve etkili disiplinler arası iş birliği gerekmektedir.

LookUs & Online Makale
w