ISSN: 0377-9777 / e-ISSN: 1308-2523
Türk Hijyen ve Deneysel Biyoloji Dergisi - Turk Hij Den Biyol Derg: 83 (3)
Cilt: 83  Sayı: 3 - 2026
TÜM DERGİ
1. 
THDBD 2026-3 Cilt 83 Tüm Dergi
TBHEB 2026-3 Vol 83 Full Printed Journal
Utku ERCÖMERT
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.03592  Sayfalar 184 - 317
Makale Özeti |Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
2. 
Klinik örneklerden izole edilen Campylobacter spp.’de makrolid direnci ve mekanizması
Macrolide resistance and mechanism in Campylobacter spp. isolated from clinical samples
Rukiye AYDIN, Nurver ÜLGER TOPRAK
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.92593  Sayfalar 185 - 196
GİRİŞ ve AMAÇ: Gram-negatif, mikroaerofil bir bakteri olan Campylobacter, dünya genelinde gıda kaynaklı gastroenteritlerin önemli bir etkenidir, artan enfeksiyon sıklığı ve antimikrobiyal direnç nedeniyle halk sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. İnsan ve hayvan enfeksiyonlarında florokinolonların yaygın kullanımı, çoklu ilaca dirençli Campylobacter suşlarında artışa yol açmıştır. Makrolidler, bu enfeksiyonların tedavisinde kritik öneme sahiptir ve mikroorganizmanın makrolidlere direnç durumunu bilmek etkili tedavi stratejileri geliştirmek için hayati önem taşır. Bu çalışmada, hastanemizde izole edilen Campylobacter suşlarının antibiyotiklere duyarlılıklarının belirlenmesi, özellikle makrolid direncinin fenotipik ve genotipik yöntemlerle değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, laboratuvarımızda son bir yıl içinde klinik örneklerden izole edilen ve MALDI-TOF MS ile tanımlanan toplam 47 Campylobacter türü dahil edilmiştir. İzolatların siprofloksasin, tetrasiklin ve eritromisine duyarlılıkları, EUCAST kılavuzları versiyon 14.0’a göre disk difüzyon testi ile belirlenmiştir. Eritromisine dirençli izolatlardan DNA elde edilmiş özgün primerler kullanılarak 23S rRNA ile L4 ve L22 ribozomal proteinlerini kodlayan gen bölgeleri PZR ile çoğaltılmıştır. Sanger yöntemiyle dizilenen ürünler NCBI-Blast ile analiz edilmiştir.


BULGULAR: Toplam 47 izolatın 43 (%91,5)’ü dışkıdan, 1 (%2,1)’i kandan ve 3 (%6,4)’ü apseden izole edilmiştir. İzolatların 41 (%87,2)’i Campylobacter jejuni, 5 (%10,6)’i Campylobacter coli ve 1 (%2,1)’i Campylobacter sputorum ssp. bubulus olarak tanımlanmıştır. İzolatların çoğu (n=39, %82,9) 0-18 yaş arası hastalardan izole edilmiştir. C. jejuni izolatlarında siprofloksasin, tetrasiklin ve eritromisine direnç oranları sırasıyla %90,0 %78,0 ve %4,8 olarak belirlenmiştir. Beş C. coli izolatından dördü siprofloksasine, dördü tetrasikline ve iki tanesi eritromisine dirençli saptanmıştır. İki yaşındaki bir çocuktan izole edilen bir C. coli suşu, test edilen üç antibiyotiğe de dirençli iken, C. sputorum ssp. bubulus test edilen tüm antibiyotiklere duyarlı çıkmıştır. Makrolid direnci gösteren dört izolatın üçünde 23S rRNA bölgesinde A2075G ve C2113T mutasyonları saptanmıştır. Ayrıca, L22 proteininin C-terminal ucunda çeşitli delesyon, insersiyon ve amino asit değişimleri gözlenirken, L4 proteinlerinde varyasyon tespit edilmemiş, ermB geni amplifiye edilmemiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Her iki türde de siprofloksasin ve tetrasikline karşı yüksek direnç oranları gözlenmiştir. Eritromisin direnci düşük olsa da yakından izlenmesi gerekmektedir.


3. 
Akut gastroenterit tanılı hastalarda rotavirüs ve adenovirüs prevalansının araştırılması
Investigation of rotavirus and adenovirus prevalence in patients diagnosed with acute gastroenteritis
Esra SAYLAM, Rugiyya SAMADZADE, Salih MAÇIN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.89896  Sayfalar 197 - 204
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut gastroenterit (AGE); kısa sürede gelişen ishal, karın ağrısı, kusma ve bulantı gibi belirtilerle karakterize klinik bir tablodur. Viral, bakteriyel veya paraziter etkenlere bağlı olarak gelişebilmekte ve özellikle beş yaşından küçük çocuklarda ciddi morbidite ve mortaliteye neden olabilmektedir. Rotavirüs ve adenovirüs, AGE’nin yaygın viral etkenleri arasındadır. Rotavirüs başlıca dışkı-ağız yoluyla bulaşırken, farklı klinik tablolara neden olabilen adenovirüsün özellikle 40 ve 41 tipleri gastroenteritle ilişkilidir. Bu çalışmada, son beş yılda hastanemize başvuran AGE tanılı hastalarda rotavirüs ve adenovirüs antijeni pozitifliğinin belirlenmesi ve pozitifliğin demografik özellikler, mevsimler ve yıllara göre dağılımının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2020-Aralık 2024 tarihleri arasında AGE ön tanısıyla Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına gönderilen dışkı örneklerinin rotavirüs ve adenovirüs antijen testi sonuçları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Viral antijenlerin saptanmasında immünokromatografik kombine hızlı test kullanılmıştır. Hastaların demografik özellikleri ile pozitif sonuçların mevsimlere ve yıllara göre dağılımı laboratuvar kayıtları üzerinden incelenmiştir.

BULGULAR: İncelenen toplam 15.817 dışkı örneğinin 1.432 (%9,05)’sinde adenovirüs ve/veya rotavirüs antijeni saptanmıştır. Örneklerin 1.022 (%6,46)’sinde yalnızca rotavirüs, 275 (%1,74)’inde yalnızca adenovirüs ve 135 (%0,85)’inde her iki virüs antijeni birlikte pozitif bulunmuştur. Birlikte pozitif örnekler de dahil edildiğinde toplam rotavirüs pozitifliği 1.157 (%7,31), toplam adenovirüs pozitifliği ise 410 (%2,59) olarak hesaplanmıştır. Pozitif olguların yaş gruplarına göre dağılımında en yüksek oran iki yaşından küçük çocuklarda görülmüş; bu oran rotavirüs için %38,5, adenovirüs için %33,5 olarak belirlenmiştir. Rotavirüs en sık ilkbaharda, adenovirüs ise sonbaharda saptanmıştır. Her iki antijen açısından en düşük pozitiflik 2020, en yüksek pozitiflik ise 2022 yılında belirlenmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastanemize başvuran AGE tanılı hastalarda rotavirüs adenovirüsten daha sık saptanmış ve pozitif olguların en büyük bölümünü iki yaşından küçük çocuklar oluşturmuştur. Rotavirüs pozitifliği ilkbaharda, adenovirüs pozitifliği ise sonbaharda daha yüksek bulunmuştur. Bulgular, AGE olgularında viral etkenlerin düzenli olarak izlenmesinin etkenlerin yaşa, mevsime ve yıllara göre dağılımının belirlenmesine ve sürveyans verilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini göstermektedir.


4. 
Karbapenem dirençli enterobacterales izolatlarının karbapenemaz türlerinin moleküler yöntemlerle belirlenmesi
Determination of carbapenemase types of carbapenem-resistant enterobacterales isolates by molecular methods
Elvan HORTAÇ İŞTAR, Jülide Sedef GÖÇMEN, Hikmet Eda ALIŞKAN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.39049  Sayfalar 205 - 214
GİRİŞ ve AMAÇ: Enterobacterales takımında karbapenemaz üreten çoklu ilaca dirençli (ÇİD) izolatların sıklığı giderek artmaktadır. Bu nedenle karbapenem direncinin ve direnç mekanizmalarının izlenmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, fenotipik olarak karbapenemlere azalmış duyarlılık gösteren Enterobacterales izolatlarında karbapenemaz genlerinin varlığının ve çeşitliliğinin polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) yöntemiyle belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, çeşitli klinik örneklerden izole edilen ve karbapenemlerden en az birine karşı artmış minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) değeri gösteren 75 Enterobacterales izolatı dahil edilmiştir. Karbapenemaz genleri üç multipleks PCR reaksiyonuyla araştırılmıştır. Birinci reaksiyonda blaIMP, blaVIM ve blaSPM; ikinci reaksiyonda blaNDM, blaKPC, blaOXA ve blaBIC; üçüncü reaksiyonda ise blaAIM, blaGIM, blaSIM ve blaDIM genleri incelenmiştir.

BULGULAR: İncelenen 75 izolatın 53 (%70,7)’ünde en az bir karbapenemaz geni saptanmıştır. Karbapenemaz geni saptanan izolatların 31 (%58,5)’inde blaOXA-48, 18 (%34,0)’inde blaVIM, dokuzunda (%17,0) blaBIC, üçünde (%5,7) blaSPM, ikisinde (%3,8) blaIMP ve ikisinde (%3,8) blaDIM pozitifliği belirlenmiştir. Bazı izolatlarda birden fazla karbapenemaz geni birlikte saptanmıştır. İzolatların hiçbirinde blaNDM, blaAIM, blaGIM, blaSIM veya blaKPC geni saptanmamıştır. Kalan 22 izolat (%29,3) araştırılan karbapenemaz genlerinin tümü açısından negatif bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Karbapenem direnci, Enterobacterales kaynaklı enfeksiyonların tedavisini güçleştiren ve morbidite ile mortaliteyi artırabilen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Karbapenemaz üreten izolatların laboratuvarlarda hızlı ve doğru biçimde belirlenmesi, uygun tedavinin yönlendirilmesi ve enfeksiyon kontrol önlemlerinin uygulanması açısından önemlidir. Bu çalışmada blaOXA-48 en sık saptanan karbapenemaz geni olmuştur. Sürveyans çalışmalarında daha az araştırılan ve genellikle sporadik olarak bildirilen blaBIC geninin görece yüksek oranda saptanması dikkat çekicidir. Bu bulgunun doğrulanması ve bölgesel yayılımının değerlendirilmesi için daha geniş örneklemli, moleküler epidemiyolojik çalışmalara gereksinim bulunmaktadır. Elde edilen bulgular, karbapenemlere azalmış duyarlılık gösteren Enterobacterales izolatlarındaki direnç mekanizmalarının izlenmesine ve ulusal sürveyans çalışmalarının kapsamının geliştirilmesine katkı sağlayabilir.


5. 
Kastamonu’da evcil hayvanlar, Q ateşinin insanlara bulaşında potansiyel bir risk faktörü oluşturuyor mu?
Do companion animals represent a potential risk factor for Q fever transmission to humans in Kastamonu?
Elçin GÜNAYDIN, Yağmur Dilara YILMAZ, Çağatay SALUM, Pınar MURSALOĞLU KAYNAR, Gülşen GONCAGÜL
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.84579  Sayfalar 215 - 222
GİRİŞ ve AMAÇ: “Tek Sağlık” yaklaşımı çerçevesinde, Q ateşinin epidemiyolojisinde kedi ve köpeklerin rolünün daha iyi anlaşılması gereklidir. Bu süreçte ilk adım, köpek ve kedilerde Q ateşinin varlığının araştırılması olmalıdır. Bu çalışma, Kastamonu’da sahipleriyle yakın temas halinde bulunan, rastgele seçilmiş kedi ve köpeklerden alınan kan örneklerinde Coxiella burnetii DNA (deoksiribo nükleik asit)’sını incelemeyi amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kene enfestasyonları için uygun kabul edilen bir dönem olan Mart ayı sonu ile Eylül 2024 arasında, Kastamonu’da iki evcil hayvan grubundan rastgele elli iki kan örneği toplandı. Hayvanlar 32 köpekten (29 sahipsiz köpek ve üç sahipli köpek) ve 20 kediden (12 sahipsiz kedi ve sekiz sahipli kedi) oluşmaktaydı. EDTA (etilendiamintetraasetik asit) içeren tüplere evcil hayvanlardan aseptik olarak alınan venöz kan örnekleri, DNA ekstraksiyonu ve kan yayması hazırlanması için kullanıldı. Ekstraktlarda C. burnetii, C. burnetii’nin transpozon benzeri tekrarlayan bir bölgesi olan IS1111 fragmentine komplementer primerler kullanılarak kademeli sıcaklık düşürme PCR polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile incelendi. Beklenen amplikon büyüklüğü 687 bp idi.
BULGULAR: İncelenen 52 kan örneğinin üçünde (%5,7) C. burnetii DNA’sı bulunduğu saptandı. Tüm örnekler içinde C. burnetii DNA’sı pozitif olan kedi ve köpek oranları sırasıyla %3,84 ve %1,92 idi. Kediler ve köpekler arasındaki pozitiflik oranları sırasıyla %10 ve %3,12 idi. Kan yaymaları negatifti. Çalışma grubundaki değişkenler arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Mevcut çalışmada örneklem büyüklüğü sınırlı olmasına rağmen, Kastamonu’nun kentleşmiş bölgesinde insanlarla yakın temas halinde bulunan evcil hayvanlarda %5,7 pozitiflik oranı gösterildi. Bu nedenle, kedilerin ve köpeklerin Q ateşinin insanlara bulaşında bir risk oluşturup oluşturmadığını değerlendirmek için hem evcil hayvanları hem de sahiplerini içeren daha kapsamlı çalışmalar planlanmalıdır.Bu nedenle, kedilerin ve köpeklerin Q ateşinin insanlara bulaşında bir risk oluşturup oluşturmadığını değerlendirmek için hem evcil hayvanları hem de sahiplerini içeren daha kapsamlı çalışmalar planlanmalıdır.


6. 
Türkiye’de mikrobiyoloji laboratuvar çalışanlarında biyogüvenlik ve afet hazırlık düzeyi: Tanımlayıcı bir çalışma
Biosafety and disaster preparedness levels among microbiology laboratory personnel in Türkiye: A descriptive study
Taylan BOZOK, İlke TOKER ÖNDER, İlvana ÇAKLOVİCA KÜÇÜKKAYA, Emrah RUH, Banu SANCAK, Ayşegül TAYLAN ÖZKAN, Hatice Nevgün ÖZEN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.35336  Sayfalar 223 - 238
GİRİŞ ve AMAÇ: Tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarları, biyorisklerin yanı sıra deprem ve sel gibi afetlerin yol açabileceği ikincil risklere de açıktır. Ancak bu laboratuvarlardaki biyogüvenlik ve biyoemniyet uygulamalarının afet hazırlığıyla bütünleştirilmesini inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, Türkiye’deki tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarı çalışanlarının algılanan güvenlik, afet hazırlığı, acil durum eylem planı ve ilk yardım konularındaki bilgi düzeyleri ile bunları etkileyen bireysel ve kurumsal faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Türkiye genelindeki tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarı çalışanları arasında 18-30 Temmuz 2023 tarihleri arasında kesitsel, çevrim içi bir anket çalışması yürütülmüştür. Yapılandırılmış anket formunda mesleki deneyim, laboratuvar özellikleri, biyogüvenlik eğitimi öyküsü, afet odaklı risk değerlendirmesi ve kalite sistemlerinin yanı sıra algılanan güvenlik, afet hazırlığı, acil durum eylem planı bilgisi ve ilk yardım bilgisini değerlendiren beşli Likert tipi maddeler yer almıştır. Bu maddeler kullanılarak Algılanan Güvenlik Skoru (AGS), Afet Hazırlık Skoru (AHS), Acil Durum Eylem Planı Bilgi Skoru (ADEPS) ve İlk Yardım Bilgi Skoru (İYBS) hesaplanmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılığı Cronbach alfa katsayısıyla; gruplar arasındaki farklılıklar ve skorlar arasındaki ilişkiler ise parametrik olmayan testler ve Spearman korelasyon analiziyle değerlendirilmiştir (p<0,05).
BULGULAR: Çalışmaya 86 kişi katılmıştır. Katılımcıların %44,2’sinin 15 yıldan fazla mesleki deneyime sahip olduğu ve %75,6’sının tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarında çalıştığı belirlenmiştir. Katılımcıların %65,1’i lisans veya lisansüstü eğitimleri sırasında, %61,6’sı ise kuruma girişte biyogüvenlik veya oryantasyon eğitimi aldığını bildirmiştir. Katılımcıların %57,0’ı kurumlarında en az yılda bir biyogüvenlik eğitimi verildiğini, %54,7’si acil durum ve afetlere yönelik risk değerlendirmesi yapıldığını ve %59,3’ü biyogüvenlik odaklı bir kalite sistemi bulunduğunu belirtmiştir. AGS, AHS, ADEPS ve İYBS için Cronbach alfa katsayıları sırasıyla 0,843, 0,865, 0,930 ve 0,895 olarak hesaplanmış ve ölçeklerin yüksek iç tutarlılığa sahip olduğu belirlenmiştir. AGS ile AHS arasında çok güçlü pozitif korelasyon saptanmıştır (r=0,842; p<0,001). Araştırma görevlilerinin ADEPS skorları teknisyenlerin ve öğretim elemanlarının skorlarından anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p=0,003 ve p=0,001). On yıldan fazla mesleki deneyime sahip katılımcılar ile düzenli biyogüvenlik eğitimi, risk değerlendirmesi ve kalite sistemi bulunan kurumlarda çalışanların AGS, AHS ve ADEPS medyanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Türkiye’deki tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarı çalışanları rutin biyogüvenlik bakımından kendilerini görece güvende hissetmekle birlikte, afetlere hazırlık algıları daha düşük düzeydedir. Afet senaryolarını kapsayan düzenli ve kurumsallaşmış biyogüvenlik eğitimlerinin, acil durum risk değerlendirmelerinin, ilk yardım eğitimlerinin ve kalite sistemlerinin özellikle genç ve daha az deneyimli çalışanlara yönelik olarak güçlendirilmesi, afet riski yüksek bölgelerde laboratuvarların dayanıklılığının artırılması açısından gerekli görünmektedir.

7. 
Ankara ili atık su arıtma tesisinden Ekim 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında gönderilen atık su numunelerinde SARS-CoV-2 varlığının tespiti
Determination of the presence of SARS-CoV-2 in wastewater samples taken from wastewater treatment plant in Ankara province (October 2020-April 2021)
Şule ŞENSES ERGÜL, Zehra İrem ERİŞ, Özgül SEMİZOĞLU, Fatma KARADENİZ DURSUN, Edibe Nurzen NAMLI BOZKURT, Nurgül ÖZCAN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.61224  Sayfalar 239 - 250
GİRİŞ ve AMAÇ: COVID-19, şiddetli akut solunum yolu sendromu koronavirüsü 2’nin (SARS-CoV-2) neden olduğu ve küresel ölçekte yayılan bir enfeksiyon hastalığıdır. Başlıca bulaşma yolu solunum damlacıkları ve aerosoller olmakla birlikte, semptomatik ve asemptomatik bireylerin dışkılarında SARS-CoV-2 RNA’sının saptanması, dışkı-ağız yoluyla bulaşma olasılığını ve şehir atık sularında virüsün izlenebilirliğini gündeme getirmiştir. Bu kapsamda atık su temelli epidemiyoloji (wastewater-based epidemiology, WBE), toplumdaki virüs dolaşımının izlenmesine ve enfeksiyon yaygınlığındaki değişimlerin belirlenmesine yardımcı olan bir erken uyarı yaklaşımı olarak önem kazanmıştır. Bu çalışmada, Ankara’daki şehir atık sularında SARS-CoV-2 RNA’sının araştırılması ve atık sulardaki virüs konsantrasyonlarının salgının seyriyle ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma, Ankara’nın sekiz merkez ilçesine hizmet veren Ankara Merkez (Tatlar) Atık Su Arıtma Tesisi’nde gerçekleştirilmiştir. Ekim 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında tesisten toplam 23 giriş suyu örneği alınmıştır. Soğuk zincir koşullarında laboratuvara ulaştırılan örneklerdeki virüs partikülleri polietilen glikol (PEG) 8000 çöktürme yöntemiyle yoğunlaştırılmıştır. RNA izolasyonu IDEXX Water DNA/RNA Magnetic Bead Kit kullanılarak gerçekleştirilmiş; SARS-CoV-2 RNA’sı, IDEXX Water SARS-CoV-2 RT-PCR Test ve Rotor-Gene Q cihazı kullanılarak gerçek zamanlı ters transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle analiz edilmiştir. Nicel değerlendirme, ATCC VR-3276SD sentetik SARS-CoV-2 RNA standardı kullanılarak 10³-105 kopya aralığında hazırlanan üç noktalı standart eğri üzerinden yapılmıştır.

BULGULAR: İncelenen 23 atık su örneğinin 13 (%56,5)’ünde SARS-CoV-2 RNA’sı saptanmıştır. Pozitif örneklerdeki virüs konsantrasyonları 13,67-628,65 kopya/L arasında değişmiştir. En yüksek konsantrasyon Ekim 2020’de, en düşük konsantrasyon ise Ocak 2021’de belirlenmiştir. 6 Ocak-18 Mart 2021 tarihleri arasında alınan örneklerde SARS-CoV-2 RNA’sı saptanmamış ve bu dönem ülke genelindeki vaka sayılarındaki azalmayla paralellik göstermiştir. Mart sonu ve Nisan 2021’de vaka sayılarının artmasına paralel olarak atık sulardaki SARS-CoV-2 konsantrasyonlarının yeniden yükseldiği gözlenmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Şehir atık sularında SARS-CoV-2 RNA’sının saptanabildiğini gösteren bulgular, WBE’nin salgınların izlenmesinde kullanılabilecek etkili bir tamamlayıcı yaklaşım olduğunu ortaya koymuştur. Atık sularda bulunan deterjan ve dezenfektan gibi kimyasalların virüsün saptanmasını güçleştirebileceği dikkate alınarak örnek hacminin artırılması ve yoğunlaştırma yöntemlerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Atık su temelli epidemiyolojik izlemin rutin olarak uygulanması, salgın potansiyeli taşıyan patojenlerin erken dönemde saptanmasına ve halk sağlığı müdahalelerinin etkinliğinin değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yaklaşımın epidemiyolojik izlem sistemlerine entegrasyonu için standartlaştırılmış ve sistematik çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.

8. 
Siyah havuç posası ekstraktlarında fenolik seçicilik, renk kalitesi ve kimyasal kompozisyonun ekstraksiyon teknolojisine bağlı değişimi
Extraction technology-driven changes in phenolic selectivity, color quality and chemical composition of black carrot pomace extracts
Gülen YEŞİLÖREN AKAL, Aslı İŞCİ, Özge ŞAKIYAN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.25675  Sayfalar 251 - 272
GİRİŞ ve AMAÇ: Siyah havuç posası, doğal renklendirici ve fonksiyonel gıda bileşeni olarak değerlendirilebilecek antosiyaninler ve fenolik bileşikler bakımından zengin, değerli bir agroendüstriyel yan üründür. Bu çalışmada, siyah havuç posasından antosiyanin ve fenolik bileşiklerin geri kazanılmasında geleneksel ekstraksiyon, ultrases destekli ekstraksiyon (UDE), mikrodalga destekli ekstraksiyon (MDE) ve basınçlı sıvı ekstraksiyonu (BSE) yöntemlerinin karşılaştırılması; ekstraksiyon teknolojisinin fenolik seçicilik, renk kalitesi, antioksidan aktivite ve minerallerin birlikte ekstraksiyonu üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çözücü türü [su, %0,01 (w/v) sitrik asit içeren asitlendirilmiş su ve %50 (v/v) etanol], katı/çözücü oranı, ekstraksiyon süresi ve mikrodalga gücünün etkileri incelenmiştir. Ekstraksiyon performansı; toplam monomerik antosiyanin (TMA) ve toplam fenolik bileşik (TFB) miktarları, antioksidan aktivite, renk özellikleri, LC-HRMS ile belirlenen fenolik profil ve mineral bileşimi açısından değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Değerlendirilen ekstraksiyon sistemleri arasında MDE, belirlenen optimum koşullarda [540 W, 1: 20 katı/çözücü oranı, 30 saniye ve %50 (v/v) etanol] en yüksek TMA [1,74 mg siyanidin-3-glukozit eşdeğeri (C3G)/g kuru madde], TFB [7,16 mg gallik asit eşdeğeri (GAE)/g kuru madde] ve antioksidan aktivite [60,3 µmol Trolox eşdeğeri (TE)/g kuru madde] değerlerini sağlamıştır. UDE, daha ılımlı işlem koşullarında yüksek ekstraksiyon etkinliği göstermiş ve MDE ile benzer antioksidan aktivite değerlerine ulaşmıştır. Hem MDE hem de UDE sistemlerinde %50 (v/v) etanol en etkili çözücü olarak belirlenmiş; asitlendirilmiş su ise ultrases koşullarında antosiyanin geri kazanımını artırmamıştır. LC-HRMS analizleri, ekstraksiyon teknolojisinin fenolik bileşiklerin seçici olarak geri kazanılması üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermiştir. MDE ekstraktları klorojenik asit, ferulik asit, izokuersitrin, viteksin ve izoramnetin bakımından daha zengin ve daha geniş bir fenolik profil sergilerken UDE ekstraktları daha seçici bir fenolik bileşime sahip olmuştur. Renk analizleri, MDE ve UDE ekstraktlarının geleneksel ekstraksiyon ve BSE ile elde edilen ekstraktlara kıyasla daha yüksek renk yoğunluğuna ve daha düşük L* değerlerine sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca ekstraksiyon teknolojisinin, özellikle fosfor ve kalsiyumun ekstrakt fazına geçişini etkilediği belirlenmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgular, ekstraksiyon teknolojisinin yalnızca antosiyanin ve fenolik bileşiklerin geri kazanımını değil, aynı zamanda ekstraktların bileşimsel seçiciliğini, fonksiyonel kalitesini ve renk özelliklerini de belirlediğini ortaya koymuştur. Bu nedenle ekstraksiyon yöntemi seçilirken yalnızca maksimum ekstraksiyon verimi değil, hedeflenen ürünün bileşimsel ve fonksiyonel özellikleri de dikkate alınmalıdır. MDE ve UDE, siyah havuç işleme yan ürünlerinden antosiyanin bakımından zengin doğal renklendiricilerin ve fonksiyonel bileşenlerin üretiminde kullanılabilecek umut verici yeşil ekstraksiyon teknolojileri olarak öne çıkmıştır.

9. 
Çevresel numunelerde kimyasal savaş ajanlarının belirlenmesine yönelik pratik ve çok yönlü GC-tabanlı bir yaklaşım
A practical and multi-modal GC-based strategy for the verification of chemical warfare agents in environmental samples
Havva BEKİROĞLU ATAŞ, Muharrem CENK, Nurgül ÖZCAN
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.31644  Sayfalar 273 - 282
GİRİŞ ve AMAÇ: Minimal laboratuvar imkanlarıyla, çevresel bir numunede sinir ajanı tipi bir kimyasal savaş ajanı kullanımının doğrulanmasını sağlayacak basit ve sistematik bir analitik yaklaşım geliştirmek. Bu çalışma, tek bir gaz kromatografisi–kütle spektrometrisi (GC-MS) cihazında hem kütle spektrometrisi hem de alev fotometrik tespit işlevlerini kullanarak bir toprak numunesinde Sarin’e ilişkin bileşikleri belirlemeyi ve böylece sınırlı cihazla Kimyasal Silahların Yasaklanması Teşkilatı’nın (KSYT) kimyasal savaş ajanı doğrulama kriterlerini karşılamayı hedeflemiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Sarine ilişkin bileşikleri içeren toprak numunesine basit bir ekstraksiyon protokolü uygulanmıştır: polar olmayan bileşenler diklorometan ile, polar bileşenler ise su ile ekstrakte edilmiş ve asidik bozunma ürünlerini saptamak amacıyla türevlendirilmiştir. Analizler, elektron iyonizasyonu (EI) ve kimyasal iyonizasyon (CI) modlarında çalışan bir GC-MS cihazında gerçekleştirilmiş; aynı cihazın çift alev fotometrik dedektörü (dFPD) ile eşzamanlı tespit yapılmıştır. Sarin’in bozunma ürünleri, izopropil metilfosfonik asit (IMPA) ve metilfosfonik asit (MPA) ile bir öncül/safsızlık olan diizopropil metilfosfonat (DIMP), referans standartların alıkonma zamanları ve karakteristik kütle spektrumları karşılaştırılarak KSYT kriterlerine uygun şekilde tanımlanmıştır.
BULGULAR: IMPA, MPA ve DIMP, toprak örneğinde başarıyla tespit edilmiştir. Tüm hedef bileşikler, EI modundaki kütle spektrumlarıyla kimliklendirilmiş ve CI modunda karakteristik adüktler gözlemlenerek ve fosfor-seçici FPD kanalındaki belirgin piklerle doğrulanmıştır. Boş numune analizlerde hedef bileşiklere ait bir girişim gözlenmemiştir. Her bir bileşiğin EI spektrumuna ait kütüphane eşleşme skorları, OPCW’nin raporlama eşiğinin üzerinde bulunmuştur (> 900/999).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışma, tek bir GC-MS/dFPD cihazında birden fazla tespit prensibi kullanılarak kimyasal savaş ajanı kullanımının güvenilir biçimde doğrulanabileceğini göstermektedir. Maliyet ve kaynak açısından verimli bu yaklaşım, uluslararası doğrulama gerekliliklerini karşılamakta ve cihaz olanakları kısıtlı laboratuvarlarda kimyasal savaş ajanlarının analizini kolaylaştırabilmektedir. Yöntem, bağımsız doğrulamalarla kanıt güvenirliğini artırır ve çevresel numunelere geniş ölçekte uygulanabilir.

10. 
Bir eğitim ve araştırma hastanesi iş ve meslek hastalığı polikliniğine bir yıllık sürede meslek hastalığı ön tanısı ile başvuran hastaların genel özellikleri
General characteristics of patients with preliminary occupational disease diagnosis in a tertiary hospital within one year
Çiğdem BAŞKARA, Gülden SARI, Ozan EKİM, Adem KOYUNCU, Ceprail ŞİMŞEK
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.76158  Sayfalar 283 - 292
GİRİŞ ve AMAÇ: Meslek hastalıklarının sayısını, nedenlerini ve ciddiyetini bilmek önlemenin temelidir. Meslek hastalıklarında hastalığa özgü olan etken işyeri ortamında bulunmaktadır ve bu etkene maruziyet olmadığında hastalığın gelişmeyeceği kabul edilir. Ülkemizde yayınlanan istatistikler meslek hastalıklarının tanısında yasal, idari ve yapısal yetersizlikler olduğunu açıkça göstermektedir. Meslek hastalıkları bildirimi zorunlu hastalıklar grubundadır. Türkiye’de meslek hastalığı tanısı alan gerçek çalışan sayısı, meslek hastalığı tanıları ve mesleki özellikler halen belirsizliğini korumaktadır. Ülkemizde mevzuatta meslek hastalığı bildirimi yapmak üzere yetkilendirilmiş hastaneler belirlenmiştir. Çalışanlar yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularına farklı şekillerde başvurabilir. Bu çalışmada, meslek hastalıkları alanında referans bir üçüncü basamak sağlık kuruluşunda bir yıllık sürede konulan meslek hastalığı tanılarının ve hastaların genel özelliklerinin dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu tanımlayıcı çalışmanın evrenini 01.10.2021 ile 01.10.2022 tarihleri arasında Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Meslek Hastalıkları Kliniğine meslek hastalığı ön tanısı ile başvuran hastalar oluşturmaktadır. 1 yıllık süre içinde başvuran 18-75 yaş arası 275 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Veri elde edilmesinde hastaların dosyalarının retrospektif olarak incelenmesinin yanı sıra meslek hastalıkları uzmanları ve araştırma görevlileri tarafından hasta ile yüz yüze görüşme sırasında doldurulan meslek hastalığı hasta takip formu kullanılmıştır.
BULGULAR: Bir yıl içinde başvuran 275 hastanın 214 (%77,8)’üne meslek hastalığı tanısı konuldu. Kalan 61 hastanın 8 (%13,1)’ine işle ilişkili hastalık tanısı konmuştur. Meslek hastalığı ön tanısı ile değerlendirilen hastaların en sık başvuru nedenleri bel ağrısı (%35,6), nefes darlığı (%33,8) ve boyun ağrısı (%15,7) idi. Meslek hastalığı tanısı konulan hastaların 125 (% 58,4)’ inde mesleki akciğer hastalığı, 90 (%42,1)’ında mesleki kas-iskelet sistemi hastalıkları, 26 (%12,1)’sında ağır metal maruziyeti, 15 (%7)’inde gürültüye bağlı işitme kaybı ve 2 (%0,9)’sinde mesleki kanser tespit edilmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak, çalışmamızda mesleki maruziyetlerden en sık etkilenen solunum sisteminin hastalıkları (en sık pnömokonyoz ve mesleksel astım) ve kas iskelet sistemi hastalıkları (en sık lumbal disk hernisi ve karpal tünel sendromu) en sık görülen meslek hastalığı grubudur.

11. 
Bir aile hekimliği biriminde sağlık hizmeti kullanımının değerlendirilmesi
Evaluation of healthcare utilization in a family medicine unit
Hamit Harun BAĞCI, Abide AKSUNGUR
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.38924  Sayfalar 293 - 310
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma, Ankara’nın Altındağ ilçesindeki bir aile hekimliği birimine başvuran bireylerin sosyodemografik özelliklerini, sağlık hizmeti kullanım özelliklerini ve kayıt süresine göre düzeltilmiş başvuru hızıyla ilişkili faktörleri hizmet planlaması açısından değerlendirmeyi amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif çalışmada, 2 Ocak–31 Aralık 2025 tarihleri arasında ilgili aile hekimliği birimine en az bir kez başvuran ve kayıtları eksiksiz olan 4.762 tekil bireyin elektronik sağlık kayıtları incelenmiştir. Sosyodemografik özellikler, kronik hastalık ve engellilik durumu, başvuru sayısı, ilk başvurunun yapıldığı mevsim, tanı kayıtları, reçete durumu ve aile hekimliği birimine kayıt süresi değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı veriler sayı, yüzde ve medyan (minimum–maksimum) ile sunulmuştur. Başvuru sayısının sosyodemografik ve sağlıkla ilişkili değişkenlere göre dağılımı Pearson ki-kare testiyle incelenmiştir. Kayıtlı bireylerde başvuru hızıyla ilişkili faktörler, kayıt süresinin doğal logaritması offset olarak kullanılarak negatif binom regresyon analiziyle değerlendirilmiş ve sonuçlar düzeltilmiş insidans hız oranı (aIRR) olarak raporlanmıştır.
BULGULAR: Bireylerin yaş ortancası 37 yıl olup %53,1’i kadın, %57,0’ı evli, %58,1’i ilköğretim mezunu ve %29,7’si kronik hastalığa sahiptir. Toplam 10.227 başvuru kaydedilmiş; bireylerin %73,3’ü bir veya iki kez, %26,7’si üç veya daha fazla kez başvurmuştur. İlk başvuruların %40,6’sı yaz mevsiminde gerçekleşmiştir. Kayıtlı bireylerde başvuru hızı kadınlarda erkeklere göre %16 (aIRR=1,16), kronik hastalığı olanlarda olmayanlara göre %9 (aIRR=1,09) ve Ankara dışında ikamet edenlerde Ankara’da yaşayanlara göre %15 daha yüksek bulunmuştur (aIRR=1,15). Buna karşılık, birimin bulunduğu mahalle dışında ikamet edenlerde başvuru hızı %27 daha düşüktür (aIRR=0,73). Yaş, eğitim düzeyi, medeni durum ve ilk başvurunun yapıldığı mevsim de başvuru hızıyla anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. En sık kaydedilen tanı grubu koruyucu sağlık hizmetleri olup reçete edilen ilaçlar arasında analjezik, antipiretik ve antiinflamatuvar ilaçlar ilk sırada yer almıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Aile hekimliği hizmetlerinin planlanmasında toplam başvuru sayısının yanı sıra nüfusun sosyodemografik özellikleri, kronik hastalık yükü, hizmete fiziksel erişim ve dönemsel başvuru farklılıkları da dikkate alınmalıdır. Risk gruplarına yönelik izlem programlarının güçlendirilmesi ve dönemsel başvuru yoğunluğuna uyarlanmış personel, randevu ve kaynak planlamasının yapılması önerilmektedir.

OLGU SUNUMU
12. 
Nadir bir üriner sistem enfeksiyonu etkeni: Pantoea agglomerans
A rare cause of urinary tract infection: Pantoea agglomerans
Caner ÖKSÜZ, Fatih ÇUBUK
doi: 10.5505/TurkHijyen.2026.90767  Sayfalar 311 - 316
Pantoea agglomerans, Enterobacteriaceae ailesi üyesi gram negatif bir basildir. Sıklıkla çevresel örneklerden izole edilen P. agglomerans nadiren insanlarda hastalığa neden olur. İnsanlarda bitki yaralanmaları sonrası ve kontamine tıbbi ürünler kaynaklı enfeksiyon olguları bildirilmiştir. Toplum kökenli ve immünkompetan 50 yaşında erkek bir hastada P. agglomerans’ın neden olduğu üriner sistem enfeksiyonunu bildirdik. Hasta ateş ve idrarda yanma şikayeti ile başvurdu. Üretral akıntı, kaşıntı ya da başka bir şikayeti yoktu. Fizik muayenesinde bir bulgu yoktu. Tam idrar testinde pH 6.0, dansite 1026, nitrit pozitif ve lökosit esteraz pozitif olarak raporlandı. Üriner sistem ultrasonografisinde patoloji saptanmadı. İdrar kültüründe >105 cfu/mL P. agglomerans üremesi oldu. Tanımlama konvansiyonel mikrobiyolojik yöntemler ve BD PhoenixTM (Becton Dickinson, ABD) otomatize sistemi ile gerçekleştirildi. İzole edilen tür çalışılan tüm antibiyotiklere duyarlı bulundu. Antimikrobiyal duyarlılık testleri BD PhoenixTM (Becton Dickinson, ABD) cihazı kullanılarak ve minimum inhibitör konsantrasyon (MIC) değerleri belirlenerek yapıldı. Duyarlılık test sonuçları European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing (EUCAST) kriterlerine göre değerlendirildi. Hastada sistemik enfeksiyon bulguları yoktu. Komplike üriner sistem enfeksiyonu tanısıyla trimetoprim/sulfametoksazol (160 mg/800 mg) 2x1 tablet tedavisi ve bu antibiyotiğin olası hepatotoksisitesi nedeniyle geçilen sefiksim 400 mg 1x1 tablet tedavisi ile toplam 14 günde başarılı bir şekilde tedavi edildi. İzole ettiğimiz tür çalışılan tüm antibiyotiklere duyarlı bulunmuştur. Bu durumun hastanın immünsupresyonunun bulunmaması ve toplum kökenli olmasına bağlı olduğu düşünülmüştür. Altta yatan hastalığı olanlarda ve hastanede yatan hastalarda dirençli suşlar ile karşılaşmak mümkündür. Olgumuzun nadir bir etkenle tipik özellikler gözlenmeden enfekte olması ve ayaktan tedavi edilebilmesi ilgi çekicidir. Çalışmamızla bu bakterinin nadir atipik klinik sunumlarına dikkat çekmeyi ve vaka yönetimine katkı sunmayı düşünüyoruz.

LookUs & Online Makale
w